2.Çakra ve Bizlere Etkileri

In Ali Erdinç Başaran, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

2.Çakra ve Bizlere Etkileri

Çakraİnsanlık okulunun ikinci sınıfı olarak, cinsel organımızın üzerinde bulunan ve sanskritçe Svadhisthana Şakra olarak adlandırılan bu şakra, değişik enkarnasyonlar sonunda bedensel tatminlerin sonuçsuz olduğunu anlamış kişiyi artık duygusal tatminlere yönlendirir. 2. şakranın etkisine girmiş bir kişi artık maddi edinimlerle uğraşmayı bırakmış(Ya da bu basamağı geçmiş olduğu için Sistem tarafından kader planında bu şart kendisine çokça sunulmuş) ve kişi artık ünlü olma, koltuk sahibi olma, başarılar elde etme, başkaları tarafından tanınma, saygı görme, bir telefonuyla iş bitirme, nüfuslu olma, başkaları tarafından beğenilip el üstünde tutulma gibi duygusal tatminlere yönelmiştir. Bu şakra “Şöyle mutlu olunur” la ilgili olarak kişiye sadece “Desinler” veya “Demesinler” diye bir hayat yaşatır durur. Her türlü hareket tarzını kendi istediği şekilde belirlemek yerine toplumun yargılarına(ayıplarına/günahlarına/kurallarına göre belirler.Tabi ki ruha duygusal tatminlerin de boş olduğunu anlatmak için hayat bu kişiye çok büyük şan, şöhret ardından çok büyük dibe vuruş,dışarı karşı rezil oluşlar yaşatır. “Soyunun çok asil olması” gururuyla ortada övünerek dolaştığı yılların ardına, başkalarına el açtığı, el kapısında çalıştığı, hatta kendisinden çok aşağıda gördüğü, beğenmediği kişilere muhtaç olduğu hayat planları yaşatır. Hani “neydi, ne oldu ?” tarz çok eğitici hayat planları bu düzeydeki ruhlar için İlahi olarak biçilmiş kaftandır. Gururun hissedildiği bu şakra, yaşanan hayat deneyimleriyle törpülenir durur.

Şu anda politik hayatın, sosyete hayatının, ünlülerin hayatlarının yani kısacası “tanınmış” olmanın çok önemli olduğu tekamül alanlarının temelini bu şakranın etkileri oluşturur. Artık kişi yeterli maddi edinimi sağlamış ve diğerleriyle mücadele eder haldedir. Sürekli rakiplerinde daha üstün olma, daha şerefli olma, daha namuslu olmai daha güzel olma mücadelelerinin verildiği şakradır. Fanatizmin doğduğu şakra olup, kök şakrayla birşeyleri sahiplenerek mutlu olan ruh, 2. şakra ile de bunun onurunu, gururunu, şerefini yaşamaya başlar. Mesela Türk olduğu için çok büyük şeref duyar; halbuki enkarne olmadan önce kendisine sorulmamıştır; Türk mü, Yunanlı mı, yoksa İsviçreli mi olmak istediği. Mesela Fenerbahçeli ya da Beşiktaşlı olmasıyla çok büyük gurur duyar; bununla yatar bununla kalkar. Veya Padişah sülalesinden gelmesi ya da Peygamber soyundan gelmesiyle gurur duyar. Örnekleri arttırırsak; arabasının Türkiye’deki ilk sahibinin olmasından, kolundaki saatin özel yapım olduğundan, kullandığı halının deseninin fabrika tarafından kendisine dokunmasından, paşa dedesinden, müdür olmasından, en çok vergiyi vermesinden, virajı 230 km. hızla dönebilen tek kişi olmasından; kısaca gurur duyulabilecek herşeyden gurur duyar.

Bu şakra etkisindeki kişi sürekli dışarıdan iltifat bekler. Yani bu kişiye sürekli iyi şeyler söyleyin, sürekli pohpohlayın, sürekli “Büyüksün Sen!” deyin; en iyi arkadaşı Siz olursunuz. Ama kazara bir kere, hele de başkalarının yanında “Gözünün üzerinden kaşın var deyin”; Sizi aforoz eder, bir daha görüşmez ve ona yaptığınız onca iyilik, desteği bir kalemde siler atar.

Bu şakra ilkel duygusal farkındalık basamak olduğu için ayrıca; nefret, kin, öfke, kıskançlık, intikam, yarış, çekememezlik, rekabet, ayağını kaydırma, üzüntü, acı vs. gibi duygular da bu şakra farkındalığının mahsulüdür.

1. şakra kişide korkuyu doğurduğu gibi, bu şakra da sürekli, kişiyi arzu içine tutarak ”an” dan alıkoyar. Sürekli şu anda sahip olduğu/tâbi olduğu şartlardan daha iyi şartlara sahip olursa mutlu olabileceğini sandırır. Yani çok güzel bir deniz manzarasına bakarken “Keşki bi de yanında bir çay olsaydı” dedirtir; kendisine çok güzel bir araba hediye edilse bile, “Keşke otomatik vites olsaydı” der. Kişi sürekli arzuları peşinde koştuğu için de bir türlü rahat edemez. Hep bir daha iyisi veya hep bir en iyisi vardır.

Rengi renk skalasının ikinci rengidir ve turuncudur. Cinselliğin hayvani kısmını kök şakra yönetirken, duygusal kısmını bu şakra yönetir. Çevresindeki organlarla da iletişim içinde bulunduğu için daha hassas insanlar; yani başkalarının dediğine çok kafayı takan, dışarının tepkisinden çok rahatsız olan kişiler barsak problemleri yaşarlar. Temizlik saplantılı insanlar, kıskanma tutkunları, “Beni Sizler yarattınız” diyenler, arabasıyla camları ve müzik setinin sesi sonuna kadar açık olarak dolaşırken “Heyy bana bakın” diyenler, bir fakire para verirken “Bak ne iyi bir iş yaptım, inşallah çevreden beni görenler vardır” diyenler bu şakranın etkisini taşımaktadırlar.

Kök şakra farkındalığındaki bir kişiye “para mı istersin, yoksa güzellik mi ?” sorusu sorulduğunda; kişi hemen parayı seçer. İkinci şakranın etkisindeki kişi ise hemen güzelliği seçer.

Şüphesiz ki hepimiz onaylanmayı, övülmeyi, beğenilmeyi, alkışlanmayı ya da bir işi başarmayı severiz. Ama bu başarısızlık karşısında eve kapanıp ağlamayı, insanlardan bir iflas sonrası oturduğumuz şehirden taşınmayı,  gururumuz kırıldığında karşımızdakini veya kendimizi öldürmeyi düşünmeyi gerektirmez. Bilinmelidir ki her türlü düşülen ve kötü olarak değerlendirilen durum,  egomuzun törpülendiği, bizlere hayatta aslında önemsiz, boş olan şeylerin öğretildiği muhteşem bir olanak olarak değerlendirilmelidir.

Hani denir ya “Düşmez kalkmaz bi Allah” diye. İşte gerçekten de düşen veya kalkan şartlar değil ve bizim bu şartlar karşısında kafamızda yapıştırdığımız iyi veya kötü, acı veya haz etiketlerimizdir. Kişi yeterli deneyim sonrasında her türlü şartın kendisinin elinde olmayıp İlahi Düzene tabi olduğunu öğrenecektir. Hayatın gücü ve gururu yaşamak amaçlı bir sahne değil de; boş şeylerin deneyimlenip terk edilerek daha üst haz basamaklarına doğru yol alınacak muhteşem bir eğitim kurumu olduğunu fark edecektir.

Değişik deneyimlerden geçen ruh sonunda asıl tatminin sahip olduğu maddesel ve manevi değerlerde değil; sadece ve sadece ve sadece sevgide, paylaşımda, şefkatte, anlayışta vs.de olduğunu fark edecektir.

2.Şakranın Etkilerini Serbest Bırakma:

Çokça küsen insanlar bu şakranın etkisindedirler ve cehennem hayatı yaşarlar. Eğer bizler de kendimizde bu tarz duyguların etkilerini görüyorsak; öncelikle dışarıdan beklediğimiz şeylerin aslında kendi içimizde tatmin edemediğimiz şeyler oldğunu hatırlayalım. Yani sözgelimi dışarıdan takdir veya onaylanma beklerken, aslında kendi değerimizin farkında olmadığımızı söyleyebiliriz. Diğer kişiler tarafından sevilmeyi beklerken, aslında kendimizi çok sevmediğimizi fark edebiliriz. Böyle bir kişiyle yaşamak karşımızdaki insanlar için o kadar zordur ki; Bizi zaten çok sevmektedirler ve kendi realitelerince bunu Bizlere gösterirler ama Onlar ne yaparsa yapsın, bizler içimizdeki o tatmin edilmemiş onay görme duygumuzdan dolayı en, en ufak bir reddedilme durumunu hemen kişiliğimize saldırı algılarız ve karşıdaki insana onca ilgiyi bizlere göstermesine rağmen, sadece bu son yaklaşımından dolayı biz o kişiyi düşman belleriz.. “Fazla naz aşık usandırır” atasözünde vurgulandığı gibi karşımızdaki kişi bir süre daha sevgisi gereği bizi yalnız bırakmaz, destek olur, bize duyduğu sevgiyi/aşkı kendince gösterir, bizi alttan alır ama sonunda sıkılır ve ilişki bozulur.Yani normal yürüyen bir ilişki, aslen bizim kendi kendimizi onaylamamızdan doğan tatminsizlikle hep karşı tarafa yüklenmemiz sonucu ayrılığa kadar gider.

“An”da bize verilen rızık yine o “an”da bizim için yeter/gerektir. Dolayısıyla kişi kendini her türlü yokluk enerijsine kolunu kaptırmak yerine, rahatlatmalı ve İlahi Akış’ta her sorunun beraberince çözümünü de getireceğini hissetmelidir. Şu an maruz kalınan şartlar bizlerin tekamülü için idealdir, ne bir fazlası, ne de bir eksiği gerekli değildir.

Bir şeye ihtiyacı olduğunda ise bunun peşine tüm gücüyle, maddi olanakları, tanıdıkları vs. ile düşmek yerine, bu ihtiyacın giderilmesi halinde kendinde ne gibi bir problemi çözeceğine konsantre olmalı ve yine akışta önüne kendiliğinden gelecek fırsatları değerlendirmelidir. Ayrıca ihtiyacın giderilme yolunda olduğu ama henüz giderilmediği zaman diliminde inancını kaybetmemeli; hatta ihtiyacı bir türlü giderilmiyorsa bunu da olgunlukla karşılamalıdır. Yani etken değil edilgen olmalıdır.

Ayrıca her türlü  mevkinin gelip geçici olduğunu anlamalı, ne “Altta kaldım diye yerinmeli” ne de “üste çıktım diye sevinmelidir”.

Hepimize her şekilde ve her şart altında sürekli tatmin olacağınız bir hayat dilerim.

Ali Erdinç Başaran

Leave a Comment