BODRUM, BODRUM… – 4

In Cumhur Dursun, Yazarlar Klubü by Cumhur Dursun1 Comment

bodrum_bodrum4Ben varlığım. Ben bolluğum. Ben neş’eyim.

– Kimler gelmişşşş. Gözümüz yollarda kaldı be. Ne yapayım size.

– Bize iki orta kahve. Çocuklara da gazoz ver.

– Hemmen.

Şimdi gazoz da nesiydi. Az sonra kimbilir kaçıncı Viyana kuşatması yaşayacak, biraz biraz da azmış gençlere neyin gazozu.

– Ben almayayım dedi. Sonra tam operasyondayken bir de çişi geldi mi! Kara kara düşünürken, abiler çoktan golü atmış ve dışarı çıkmışlardı bile.

– Hangisini alayım?

– Gel bakalım. Şaşkınlığını gizleyemiyordu.

– Ben mi?

– Evet. Yakışıklıdan başlayalım önce.

Kendini bir çırpıda içeri attı. Derdi kadından önce soyunup yatağa girmekti. Nasıl yapılır bilmiyordu. Yoksa beklese, kadın mı O’nu soysaydı.

Ben varlığım. Ben bolluğum. Ben neş’eyim.

Loş, kırmızı ve pembe ışıkların hakim olduğu, tek kişilik yataklı bir odaydı. Girişin hemen sağında yerde bir leğen duruyordu. İçindeki suyun buharı tütmekteydi. Ne olduğunu anlamadı. Yatağın yanındaki duvarda, anadolunun bir yaylasında çekilmiş, sigara dumanından kararmaya yüz tutmuş bir tablo, tavandan aşağı sarkan kordonun ucundaki ampul üstünde ise ölü sinekler.

Yatak tertipli bir şekilde örtü ile kapatılmıştı. Başucundaki komidinin üstünde, bir şişe kolonya, birkaç prezervatif ve kağıt peçete vardı. Düdükler çalmaya başladı. Meraklı bir şekilde kapıya yöneldi. Kendisini seçen kadın abi ile konuşuyordu. Abi, kadına  talimat veriyor, arasıra da onu sıkıştırmaktan geri kalmıyordu. Kadın başıyla anladığını ifade ettikten sonra odaya doğru yürüdü. O da yatağın ucuna oturdu.

– Ee soyunmamışın?

– Bilemedim.

– Ben soyarım seni.

– Adın ne?

– Ne o, nüfusuna mı alcan?

– Yok. Merak işte.

– Uzan bakayım.

Kadın işinin ehliydi. Ayakkabı, pantolon derken O’nu tamamen soymuş, süzüyordu.

– Çek ellerini oradan da göreyim bakayım neyin varmış.

– Işık biraz fazla mı ne!

– Saklambaç mı oynuycaz çocuğum. Sana birazdan ne yapacağımı görmek istemez misin? Çek elini!

Okulda sıra arkadaşlarından biri, genelevdeki kadınlardan birini, kadının ağzında ciklet varken ve bir yandan da “aynalı şeker” türküsünü söylerken nasıl becerdiğini anlatmıştı. Ne tuhaf.

– Abi çay?

Bir anda rüzgarı hissetti.

– Efendim?

– Çay dedim abi. Çayın bitmiş tostun duruyor. İstemisin?

– Hadi ver bakalım bir tane daha. Açıklarından.

Ben varlığım. Ben bolluğum. Ben neş’eyim.

Zamanı vardı. Bursa’ya vardığında Çarşamba Pazarı’na uğrasa eski günleri yadetse ne güzel olurdu. Hep böyle yaşıyorsun. Eskiyi yadederek. Geçmiş pişmanlıkları hatırlayarak. Ya şimdi, şu an, burası? Seyahatin ilk birbuçuk saatinde ne hatırlıyorsun? dedi kendine. İyi kaza maza yapmadan geldik buraya kadar. Başladığı işi bitirmeden edemezdi. Kaldığı yere geri döndü bir anda. Kadın işini çoktan bitirmiş, ayakları dışarıda leğenin üstündeydi. Temizleniyordu besbelli.

– Bak orada peçete var. Temizle kendini.

Tatlı bir uyuşukluk vardı üstünde. Uyusa uyurdu orada. Kadını da yanına alıp. Bu duygu, mahallede saklambaç oynarken sıkıştırdığı, ellediği ve okşadığından çok farklı birşeydi. Yıllarca elleriyle yaptığı şeyi bu sefer biri ile yapmıştı. Yıkanan kadına hayranlığını gizleyemedi.

– Teşekkür ederim.

Kadın kurulanarak yanına geldi. Şefkati her haliyle yüzüne yansımıştı.

– Eğlendin mi?

– Nasıl yani?

– Bu bir oyun. Hayatın boyunca yaşayacağın bu tecrübelerin hep bir oyun olmasına çalış. Eğlen. Keyif al. Yoksa beş para etmez bir adam olursun. Muamelem sana özeldi. İlk kez milli oluyormuşun.

– Biliyor muydun?

– Ne sandın. Saat onikiye geliyor. Dükkan kapanalı neredeyse iki buçuk saat oldu. İçime boşaldığın ve peçete ile temizlendiğinle birlikte üç etti. Hoşuna gidecekse söyleyim, ben de geldim. Ama böyle çalışacak olursak aç kalırız be çocuğum!

Ben varlığım. Ben bolluğum. Ben neş’eyim.

Comments

Leave a Comment