Deprem PR Malzemesi Olur mu?

In Cumhur Dursun, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

Van’dan sonra… Fırsatçılar!

Yakın bir arkadaşım, Sevgili Olgar Ataseven medyaloji.net’te yazmış. Bana da paylaşmak düşüyor…

23 Ekim 2011. Yine acı haber. Yine acı tablo. İnsanlarımızın göçük altındaki görüntüleri. Ardından gelen bir büyük artçı. Yine kağıttan yapılmış gibi devrilen binalar. Ölen gazeteciler, ölen vatandaşlarımız. Açıkta kalan, soğukla mücadele eden binlerce kadın, erkek, çocuk. Türkiye bu acıyı tekrar tekrar yaşıyor. Ne yazık ki ders almıyor. Kısa vadeli bakış açısı birçok insanın hayatını alıyor. Bizim zihniyetimiz ve iş yapma şeklimiz değişmedikçe depremler ülkemizde daha çok can alacağa benziyor. Yazılacak ve söylenecek binlerce şey var. Ama Medyaloji’de bana ayrılan bu köşe bunun yeri ve mecrası değil.
Van depreminden sonra yaraları sarmak ve acıları dindirmek için herkes kendince bir çaba gösterdi. Bu çabaların kesilmesini istemiyorum. Devam etmeli çünkü bölge kış koşullarını yaşıyor ve hala yardıma ihtiyacı var. Bu gösterilen çabalara şirketler, holdingler, iş adamları da katıldılar. Buraya kadar bir sorun yok. Sorun Van depremini kullanarak kendini gündeme taşımaya çalışan ya da haber olmaya çalışanlarda.
O günlerde twitter’da gazeteciler arasında gezinen twit’lerde aslı astarı olmayan yardım konuları dolaşıyordu. Bunlardan biri, bir inşaat şirketinin 500 konut yapacağı hakkındaydı. Bir diğeri bir giyim markasının binlerce kıyafeti bu bölgeye göndereceği ile ilgiliydi. O zaman twitter’da tepkimi dile getirmiş ve Van depremini bahane ederek haber olmaya çalışanlara prim verilmemesi gerektiğini yazmıştım. Neticede bu twitlerde dolaşan konuların PR balonu olduğunu üzülerek gördük.
Bugün de aynı görüşteyim. Günümüzün iletişim şekillerinden biri halkla ilişkiler. Bu iletişim metodu ağırlıklı haber olmaya dayanıyor. Marka ya da kurumların haber olabilecek işler yapmasını gerektiriyor. Ama bu iletişim yapma yöntemi bence travmatik ve trajik durumlarda kullanılmamalı. Çünkü negatife dönebilir. Bir acının, bir toplumsal travmanın üzerine kurulmuş iletişim bir markanın ya da kurumun algısını yukarı çekmek yerine geriye alır. İnsanlar artık neyin samimi neyin gösteriş için yapıldığını çok iyi ayırabiliyorlar. Bu söylediklerimden marka ya da kurumların yardım yapmaması gerektiği anlaşılmamalı. Burada çok ince ve geçilmemesi gereken bir iletişim çizgisi var. Ben yapılan yardımın bir PR malzemesi olarak kullanılmaması gerektiğini söylüyorum. Bu durum ayrıca Sosyal Sorumluluk Kampanyaları ile karıştırılmamalı. Bakınız örnekleyeyim.
Çarşamba günü bana bir basın bülteni geldi. Sağolsun İpragaz’ın PR ajansı beni bilgilendirmek istemiş. Güzel bir bülten ve bununla birlikte konuyu anlatan fotoğraflar ile bir de İpragaz’ın logosunu iletmişler. İpragaz deprem bölgesinde çadır kentlerde depremzedelere yangın eğitimine başlamış. İşte karşı olduğum bu durumdur. Sen bu yangınla ilgili bilincin oradaki binlerce ihtiyaçtan biri olduğunu görüyor olabilirsin. Bunun için gerçekten oradaki vatandaşımıza yardımcı olmak için ekibini göndermiş olabilirsin. Ama bunu basına bir haber kurgusu içinde duyurmak çok ama çok abes. Çünkü samimi değil. Çünkü markan için orada mağdur olan vatandaşları kendi fotoğrafın için figüran olarak kullanıyorsun. Çünkü bu çok büyük bir travma ve sen buradan kendine ekmek çıkarmak uğruna çok komik ve inandırıcılıktan uzak bir duruma düşüyorsun. Sen ne yapacaksan yap ama lütfen mağrur olmadan, bir şey yaptım zannetmeden yap! Bunu da senden duymayalım. En azından bu seferlik.
Ben ne yazık ki bu acı dönemde markasını ve kurumunu öne çıkarıp, yaptığı işi bangır bangır basına duyurmaya çalışan tüm kurum, kişi ve markalardan nefret ettim. Benim nezdimde uzun süre kapanmayacak bir algı yarası yarattılar. Buradan sevgili PR’cılardan bir rica: Müşterilerinize arada bir “Dur” demek için lütfen sonuna kadar direnin. Her şey haber değildir. Bazen tüketici markayı tepiverir.
Olgar Ataseven

Leave a Comment