DNA ve Genler – 2

In Nevin Samsunlu, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

DNA ve GENLER – 2

“ASLINDA BEDENİMİZDE OLUP BİTEN HERŞEY KİMYASAL TEPKİMELERİN SONUCUDUR. YAŞAMI KİMYASAL BİR TEPKİME OLARAK TARİF ETMEK PEK İÇ AÇICI DEĞİL AMA, BİLİMSEL GERÇEKLİK BU!” demiş Dr. Kazuo Murakami.

Bedenimizin ¾’ü su yani Hidrojen ve Oksijen, geriye kalanın yarısı Azot, diğer yarısı ise Karbon, Fosfor, Hidrojen ve Oksijendir. Bu atomların birbirleriyle karışımı DNA sisteminin basamaklarındaki molekülleri, onların karışımı ise genleri/aminoasitleri meydana getirir.

Her genetik şifre krozom içindeki ihtiyaca, protein eksikliğine göre açılır ve o hücrede aminoasit dediğimiz binlerce kimyasalın tepkimeye girmesini başlatır. Hem de son sürat. Bu şimşek gibi hızı enzimler sağlar. Enzimlerinde aslı proteindir. Kimyasal tepkimelerin hızla gerçekleşmesi ve işlemin yolunda yürümesi için katalizör olarak devreye girerler. Diyelimki sindirim sistemimizde nişastalı bir yiyecek var, nişasta kendi haline bırakıldığında aradan 1 yıl bile geçse yine nişasta olarak kalır. Enzimlerin devreye girmesiyle birkaç saat içinde kimyasal tepkime gerçekleşir ve nişastadan enerji açığa çıkar. Neredeyse büyülü güçlere sahip enzimler, reseptör denilen algılayıcı yapıların denetimi altındadır. Reseptörleri ise genler denetler. Bu nedenle genler üzerinde etkili olabilmek için dolaylı yoldan enzimleri denetleyebiliriz.

Buna örnek Dr. Murakami’nin renin enzimi çalışmasıdır.

1936 doğumlu Dr. Murakami  araştırma görevlisi olarak gittiği Amerika Vanderbilt  Üniversitesinde araştırma konusu olarak tüm bilim insanlarının çekindiği hipertansiyon üzerinde etkili olan Renin adlı enzimi seçmiş. Araştırmalarına 60’lı yıllarda çok az bilinen gen mühendisliği teknolojisini dahil etmiş ve bu enzimin genetik kodunu çözen ilk bilim adamı olmuş. 1970 de ülkesine döndüğünde Zihin-Gen İlişkisi İnceleme Enstitüsü’nün kurucusu olmuş ve insan renini üzerinde çalışmaya başlamış. Pasteur Enstitüsü’nü geride bırakarak 1983 yılında insan renininin genetik kodunu deşifre eden/çözen ilk bilim adamı olmuş. Bu enzimin kan basıncını doğrudan yükseltmediğini tansiyonun yükselmesine neden olan angiotensinogen adlı hormonu harekete geçirdiğini bulmasıyla ilaç dünyası renin enzimi ile bu hormon sisteminin etkileşimini durduran ilaçları yapmaya başlamış. Bugün hipertansiyonunun tedavisinin altında Dr.Murakami ve ekibinin çabaları yatıyor.

PEKİ DÜŞÜNCELERİMİZ, GENLERİMİZİN ÇALIŞMASINI ETKİLİYOR MU?

Yine Dr. Murakami’nin  2003 yılında yönettiği bir deney, olumlu düşünmenin genler üzerindeki yararlı etkilerini güçlendiren bilimsel kanıtlarla sonuçlanmış. Genlerin fiziksel ve kimyasal etkenlerle devreye girip çıkmalarının açma/kapama mekanizmasını etkilediğini kanıtlamış.

Tip-2 diyabetlilerden oluşan grubun önce açlık kan şekeri ölçülmüş, sonra yemek verilmiş tekrar ölçüm yapılmış. Grubu ikiye ayırmışlar, bir grubu ciddi bir konferansa, diğer grubu ise komik gösterilere sokmuşlar. Konferansı dinleyenlerin kan şekeri 123 mg/dL yükselirken kahkaha atan diğer grubunki sadece 77 mg/dL olmuş. Deneylerin sürekliliği sonunda kahkaha atarak 23 tane genin harekete geçirildiğini bulmuşlar. Kahkahanın harekete geçirdiği genlerden biri olan dopamin, kan şekerini yükselten enzimin faaliyetini durduruyormuş. Böylece olumlu duyguların genin açma/kapama anahtarını çevirebildiği ilk kez kanıtlanmış.

Kurduğu Enstitü’de yapılan çalışmalarından ve yorumlarından da bahsetmek istiyorum. Belki bu anlatacaklarım sizlere zihninizin yaşamınızdaki önemini fark ettirir ve tutunduğunuz bakış açılarınızı değiştirmek için bir başlangıç yaratabilir. Benim ve benim gibi yaşam koçlarının danışanlarımıza verdiğimiz hizmet bu farklı bakışı fark etmelerine yardımcı olmaktır.

Çevremizde olağanüstü olaylar duyarız. Bir kaza, bir yangın, doğal afet gibi durumlarda kaldırılması mümkün olamayacak

Animation of the structure of a section of DNA...

Image via Wikipedia

eşyaları kaldıran insanlara tanık oluruz. Böyle durumlar zihnin genleri etkilemesiyle bedende hızı yüksek kimyasal tepkimelerin başlaması ve bedendeki enerjilerin o bölgede açığa çıkmasıyla gerçekleşir.

Psikolojik travma sonucunda saçların bir gecede bembeyaz olduğunu duymuşsunuzdur. Genler saçlarımızı oluşturan proteinleri durmaksızın üretir. Yaşanan ani ve dramatik değişiklik, yaşlanmaya sebep olan genlerin vaktinden önce devreye girdiğini gösterir.

Gündelik hayatımızda ki birçok olayın arkasında genlerin/kimyasal tepkimelerin varlığını yaşarız.

İdeal olanı zararlı genlerin kapatılması, yararlı genlerin açılmasıdır. Gen bilimciler bu bilgilere ulaştıkça istediğimiz değişiklikler bilinçli olarak yaşamımıza girmeye başlayacak.

Dr. Murakami olumlu düşünmenin önemli olduğunu savunur. Aslında herkes olumlu düşünmeye çabalar ve işler yolunda giderken bu başarılır. Önemli olan zor anlar yaşanırken, acı çekerken olumlu düşünmeye çabalamak ve başarmaktır. Çünkü olumlu düşünceler bize asıl böyle durumlarda lazımdır.

Olumlu düşüncenin gücü genellikle kişi hastalandığında ortaya çıkar. Bedende gizli sağaltım programı vardır. Genlerimizde yazılı olmayan hiçbir şey gerçekleşmez ve genlerimiz sonsuz seçenekleri barındırır.  Kullanılmayan  genlerin büyük bir yüzdesi kendi kendini sağaltma gücüne sahiptir.

Bizi hasta eden genlerimizin yanı sıra hastalığı bastıran genlere de sahibiz. Hem kansere yol açan  hem de kanseri engelleyen genlerimiz vardır. Bunlar bir arada oldukları sürece beden dengededir ve sağlıklıdır. Ama denge bir şekilde bozulursa hastalık bedende hızla yayılır. Yakın zamana kadar beslenme tarzı, sıgara, temiz olmayan içme suları, besinlerdeki kimyasal atıklar gibi tehlikeli çevresel etkenlerin kanseri tetiklediği düşünülürdü. Genetik araştırmalar, bu maddelerin gerçekte risk taşıyor olmasına rağmen bedendeki etkilerinin kişiye bağlı olduğunu ortaya koymuştur.

Mutluluk yada mutsuzluk ilk önce zihinde ortaya çıkar. Çevre ve koşullar ne olursa olsun zararlı genleri hareketsiz hale getirip iyilerini harekete geçirmenin herkese açık olan tek bir yolu vardır: Zihinsel tutumun değiştirilmesi.

Genler bedenin ana paneli işlevini görmektedir. Eğer genlerimizin açma/kapama mekanizmasını denetlememiz mümkünse o zaman onlara gönderdiğimiz mesajlar konusunda dikkatli olmalıyız. Eğer yaşadığınız anda coşkunuzu artıracak bir şeyler bulamıyorsanız, sizi derinden heyecanlandırmış olan geçmiş bir anınızı hatırlayın ve detaylarıyla onu düşünün. Coşku dolu olduğumuzda genlerimiz asla ters bir yöne sapmazlar.

Bilinki ne zaman içiniz coşku dolu ve kendinizi iyi hissediyorsunuz, o anda iyi genleriniz açılmış hücrelerinizde mutluluk kimyasalları faaliyete geçmiştir.

Sevgiyle paylaştım,

Nevin

Leave a Comment