Gözler Yalan Söylemez!

In Sinem Ersever, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

gozlerHepimiz gözlerin iletişimdeki önemiyle ilgili iyi kötü bilgiye sahibizdir. ‘‘Gözümün içine baka baka yalan söyledi’’ gibi sözler tecrübelerin dile getirilmesidir. Hatta heyecanlanınca veya aşırı alkol tüketimi söz konusu olunca göz bebeklerinin büyüdüğünü de çoğumuz duymuşuzdur.
Gözüpek olmak, gözlemek, göz gezdirmek, gözlerini dikmek, dört gözle beklemek, gözünü sevmek, göze almak, gözlerini alamamak, gözleri parlamak, gözü aydın olmak, gözünü karartmak, gözden kaybolmak, gözlerine inanamamak, dünyaya pembe gözlüklerle bakmak… Tüm bu deyimler gözlerin nelere kadir olduğunu anlatmaya çalışır…

Peki, gözler gerçekten bu kadar çok şey anlatır mı?

Heyecanlandığımızda gözbebeklerimizin dört kat daha büyüdüğü bilimadamları tarafından doğrulanmaktadır. Sinirli veya negatif bir modda ise gözbebeklerimiz küçülür. Ancak; gözlerimizle ilgili bilmemiz gereken en önemli şey bu değildir.

Gözlerimizin en çarpıcı yanı gözbebeklerimizin bağımsız olarak çalışmasıdır. Vücudumuzun en önemli ‘odak’ noktası olan gözlerimiz, insanlık tarihinin en güçlü iletişim organıdır.

Örneğin hoşlandığı erkeğin yanında duran bir kadının gözbebekleri istese de istemese de otomatik olarak büyür. Erkek de bu sinyali biliçsiz de olsa algılar. Belki de bu nedenle, gözbebeklerimize uygun ortamı sunmak için, romantik buluşmalar hep mum ışığında yapılır…

Yapılan araştırmalar, yetişkinler etraftayken, bebeklerin ve çocukların gözbebeklerinin ilgi çekmek için daha da büyüdüğünü göstermektedir.

Profesyonel poker oyuncuları üzerinde yapılan deneyler, güneş gözlüğü ile oynayan bir oyuncuya karşı, diğerlerinin kazanma oranının çok daha düşük olduğunu göstermiştir. İyi bir eli olan oyuncu, istediği kadar ifadesiz dursun veya eli kötüymüş numarası yapsın, gözbebekleri heyecandan büyür. Karşı oyuncu bunu biliçli veya biliçsiz bir şekilde algılar, ona göre bir sonraki hamleye karar verir. Deneyde eğer rakip, güneş gözlüğü takıyorsa, bu küçük avantaj büyük yenilgilere yol açmaktadır.

Bilimadamları, beyne giden mesajların %87’sinin gözler, %9’unun kulaklar ve de %4’ünün diğer duyu organları tarafından iletildiğini söylemektedir.

Peki vücut dilini kullanmayı iyi öğrenirsek, yalan söylediğimizi örtbas edebilir miyiz?

Vücut dili Uzmanı Allan Pease’e göre bu sorunun cevabı: ‘‘Hayır’’dır. Ne yaparsak yapalım makro-jestlerimiz bizi ele vericektir.

Örneğin, avuç içleri açık konuşmanın dürüstlük jesti olduğunu bilen biri, bu jesti yalan söylerken kullansa bile, yüzünde belirecek olan ufak bir gülümseme, gözbebeklerinin küçülmesi veya tek kaşının hafifçe havaya kalkması yalan söylediğini ele verir.

Gülümsememizi veya kaşlarımızı kontrol etsek bile, bağımsız çalışan gözbebeklerimiz asla yalan söylemez!

Politikacılar, genelde vücut dilini en iyi manupule edebilenlerdendir. Yapılan anketler, vücut dilini söylediği sözlere en iyi uydurabilen siyasetçilerin, halk tarafından ‘karizmatik’ olarak adlandırıldığını göstermektedir.

Bilimadamları, kadınların sözlü olmayan sinyalleri erkeklerden daha iyi algıladıklarına da değinmektedirler. Bunun nedeni olarak kadınların, bebeklerle ilk yıllarda sözsüz iletişim kurma zorunluluğunu gösteriyorlar.

Peki birisinin yalan söylediğini anlayabilir miyiz?

Evet! Yalan söylenirken biliçsiz olarak yapılan birçok klasik mimik vardır. İlginç olan nokta bu mimiklerin yaşa göre değişmesine rağmen kültüre göre fazla farklılık göstermemesidir.

Yalan söyleyen kişi genellikle burun ya da göz çevresini birkaç kez kaşır ki bu normal bir kaşımaya göre çok daha hafif bir dokunuştan ibarettir. Ağzını sahte bir öksürükle kapatabilir. Dudaklarına veya ağız çevresine dokunma ihtiyacı duyar.

Yalan söyleyen kişi, yalan söylediği kişiyle daha az göz göze gelmeye çalışır. Genellikle konuşma süresinin sadece üçte biri kadar göz kontağı kurar. Erkekler, yalan söylerken yere doğru bakarken, kadınlar tavana doğru gözlerini kaydırırlar.

Tüm bunlar zaten bilip de bilmezlikten geldiğimiz şeyler arasındadır. Beynimiz tüm bu makro ve mikro-jestleri biz anlamadan algılar ve değerlendirmeye alır. Bazen ‘‘bu işin içinde bir iş var ama ne henüz bilmiyorum’’, ‘‘o çocuğu tanımam ama gözüm pek tutmadı’’ der ve sonradan haklı çıkarız. İşte bunun nedeni gözlerin yalan söylememesi ve de söylenen yalanı kaçırmamasıdır.

Sinem Ersever

Leave a Comment