İçinde “Hipokrasi” Geçen Kelimeleri Bulun! – SON

In Cumhur Dursun, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

icinde-hipokrasi-gecen-kelimeler

Günler çabuk geçmiş ve “müdür” tatilden dönmüştü. Bronzlaşmış teni, yüzünde dinlenmiş ifadesi, tatili bitmemişcesine ayağında şortu ile şirkete geldi o sabah. Herkesi selamladıktan sonra, odama gelip, tatili boyunca yaşadığımız gelişmeleri sordu. Ne kadar ürün sattık, çekleri aldık mı? Yeni müşteriler? vs. Ben, kendimdeki durgunluğun, ancak aslında O’na ve O’nun gibilere karşı olan kızgınlık ve kinimin farkındaydım. Konuşmamız soğuk geçti. Kısa rapordan sonra birşey olduğunu anlamışcasına, “sen iyi misin?” diye sordu. Yoğunluktan dolayı biraz yorgun olduğumu ancak bir hafta sonra çıkacağım tatilin bana iyi geleceğini söyleyebildim.

Odasına gittikten yaklaşık yarım saat sonraydı. Telefonumun diğer ucunda partonumuz bölgeler müdürü vardı. Bana müdürümün gelip gelmediğini sodrduktan sonra, bir bahane uydurup, aracının kilometresine bakmamı söyledi. Sonra da kendisini aramamı. Ancak dışarıdan aramamı. O zamanlar cep telefoları henüz yoktu!

Gerçekten de bir bahane uydurup, arabasına girdim. Km. Sayacında 11.356 yazıyordu. Şaşkınlığım üzerime sinek kağıdı gibi yapışmış, ancak yine de bir başka bahne ile hemen arkamızdaki öğretmen evine gidip ankesörlü telefondan bölgeler müdürünü aramıştım. Kendisine km. yi söylediğimde yalnızca “demek öyle” dedi. Bir hafta sonra ben tatile gitmiş ve tam bir ay sonra şirkete gelmiştim. Gerçekten de dinlenmiş, güzel bir tatil yapmıştım. Döndükten sonraki akşam saat 21:00 suları ev telefonum çaldı. Telefondaki ses muhasebecimize aitti ve bana bulunduğumuz ilin en meşhur otelinde, lobide beni beklediklerini söyledi. Bekleyenler kendisi ve bölgeler müdürümüzdü.

Otele gittiğimde beni doğruca restorana yönlendirdiler. Küçük sayılacak masada, mezelerden ve yemeklerden masa örtüsü görünmüyordu. “Hoşgeldiniz, hayrdır inşallah” dediğimde beni masaya buyur ettikten sonra kahverengi bir defter tutuşturdu elime. “Oku!” dedi. Defteri açtığımda gözlerime inanamamıştım. Tatilde olduğum süre boyunca, bizim müdürün her hareketi, ne zaman işe gelip gittiği, hangi saatte çay içtiği, hangi müşterilerle konuştuğu ve hatta işten çıktıktan sonra eve gidene kadar neler yaptığına kadar herşey saatleriyle not alınmıştı. Deftere göz atmam bittiğinde “peki şimdi ne olacak?” diye sordum. “Patronunun ipini çekmeye geldim. Yarın bu işi bitiriyorum!”

Ertesi gün biraz geç gittim işe. Belki de kaçmak uzaklaşmak istedim oradan. Ofise gittiğimde bölgeler müdürü yalnız başına müdürün odasında oturmuş kahve içiyordu. Günaydın’laştıktan sonra bana müdürü aramamı söyledi. Telefonda müdürümün sesi yorgun geliyordu. “Hastayım” dedi. Ben durumu kendisine izah edip, “büyük patron bekliyor” dedikten yaklaşık 10 dk sonra ofise gelmişti. Ne olduğunu ya da döndüğünü algılayamaz bir ifade ile merhabalaştılar. Bölgeler müdürü bana tüm ekibin öğle yemeği saatinde ofiste olmasını istediğini biraz da kimsenin duyamayacağı ses tonuyla fısıldayarak söyledi. Sonra odaya girdiler. Uzunca bir süre sessizlikten sonra, benim patronun bağırışlarını duydum. “Olamaz, haksızlık bu, ben birşey yapmadım. Bunu yanınıza bırakmayacağım”… Sonra kapıyı vurup çıktı.

Saat çoktan öğleye varmıştı ve ekip üyeleri bölgenin farklı yerlerinden yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Herkes toplandıktan sonra toplantı odasında bir duyuru yapacağını söyledi bölgeler müdürü. Biraraya gelindikten sonra açıkladı: “Arkadaşlar, müdürünüz bu sabah uzun süredir yorgunluk çektiğini artık kendisinin emekliye ayrılmak isteğini bana iletti. Bu daha önceden de biline birşeydi zaten. Dolayısıyla bu sabah itibariyle şirketimizden ayrıldı. Bu hem O’nun için hem de bölge için daha hayrlı. Şu andan itibaren..” beni göstererek “yeni müdürünüze hoşgeldiniz demek istiyorum. Bu bölgeye yeni birisi atanana kadar yönetim O’ndan sorulacak. Herkese hayrlı olsun.”

Müdürüm daha sonra, genel merkezde yaptıklarının tümünü itiraf etmiş. İstifa mektubu ile birlikte arabası ve şirketten aldığı avanslar için imzaladığı senetlerin yanısıra, araç telefonuna bile el konulmuş. Kendisinden bir daha hiç haber almadım.  20 yıla yakın süre bu şirkette çalışmış, emekli olduğunda alacağı ikramiye bir yana, ölene kadar şirketten aldığı maaşın %70’ini almaya devam edecek bir yönetici olarak, herhalde en çetrefilli ve acı şey; iki kızı ve eşine şirketten neden ayrıldığını söylemek zorunda kalışıdır. Şimdi sor bakalım kendine ne için bunca koşuşturmaca o zaman?”

Bazılarına göre hala, o dönemde bir kenara ayırdığı paralarla yaptırdığı evinde oturuyor hala, Türkiye’nin batısında bir ilde!

Ne ekersen onu biçersin…

[sws_1_google_button counter=”false” href=”http://f2r.net/icinde-hipokrasi-gecen-kelimeler-7/” size=”standard”] [/sws_1_google_button]

Bir hipokrat

Leave a Comment