İnsanın Ruhsallığına Adım Atması ve Bu Yolda İlerleyiş…

In Ali Erdinç Başaran, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

Khan Tengri (7,010 m) at sunset
Image via Wikipedia

İnsan doğumundan başlayarak sonsuz sayıda mutlu olma şekilleriyle hayat yolundaki yürüyüşüne başlar. Bebekken karnının tok, altının temiz olması yeterlidir onun için. Sonra çevresi ile ilişkiye geçer ve insanların ilgisini çekmek onu mutlu eder. Büyürken Dünya ile ilgili bir sürü kavramı anlayış ve algılayış; sözgelimi yerçekimini deneyimlemesi onu mutlu eder. Okul çağı başlar ve artık bilgilenme ile kendisi ve doğa arasındaki bütün ilişkileri öğrenmekten zevk alır. Yaşının ilerlemesiyle sosyal kimliğiyle tanışmak onu utlu eder, sevgi ve aşk ile mutlulaşmaya başlar. Sonra toplum içindeki yerini alması, üzerinde durduğu konu ya da mesleğiyle ilgili becerisi ona zevk verir. Bu alanda ve sosyal hayatta da istediklerine ulaştıktan sonra arayışını sürdüren insan, bazen bir büyük iflastan sonra, bazen o kadar çok mal ve paraya sahip olmasına rağmen hala mutlu olmadığını fark ettiğinde, bazen eşi tarafından aldatıldığında ya da sadece terk edildiğinde, bazen zaten hep yalnız olduğunu fark ettiğinde, bazen ağır bir manevi kayıp yaşadığında, bazense büyük bir kaza sonrası artık yavaş yavaş bu kazanma ve harcama sisteminden geri adımını atar ve hayatı daha doğrusu kendi hayatını gözleme sürecine girer. Bu bir tür muhasebe yapmak gibidir, yani neye inanmış ama sonunda ne ile karşılaşmış, bunu algılar ve işte tam o esnada Ruhsal Bilgi kapısında beliriverir. Kimi kişi (Eğer keyfi o sıralarda nispeten yerindeyse) bunu  bir hobi olarak algılar ve öyle çıkar yola. Kimisi ise mutsuzluk denilen düşük frekans alanında o kadar yeterli bir süre bırakılmıştır ki, bu bilgiler karşısına çıktığında, boğulmak üzere olduğu bir denizden çıkmak üzere kendisine atılan bir can simidi olarak algılar ve gerçekten de kısa bir sürede dev adımlar atmaya başlar. Bu işi daha çok hobi olarak gören ve asıl işinin yanında boş zamanlarında katılması, sosyal hayatı açısından iyi olduğunu düşünen insan ise bir süre takılır, aldığı bilgilerin ukalalığını yapar çevresine ve ne kadar can sıkıcı olduğunun farkına bile varmadan bilgisel ilerleyişini sürdürür. Sonunda kendi canı da sıkılır, çünkü kitaplarda okuduğu o muhteşem algılayışlar, o muhteşem durumlar kendi başına gelmez, o ise habire meditasyon gruplarında pembe topları gördüğünü söyler çevresindekilere, bununla avunmaya çalışır. Bazense yavanlığın farkın avarır ve kendi beceriksizliğini de dahil ederek, tüm bu ruhsal alana kızar ve küser!…

Ne türlü olursa olsun, bir kere Ruhsal bilgilere girmiş kişi, ya da ağzına bir parmak bal çalınmış kişi, artık eskisi gibi olamaz ve ruhsal alanı çantasında taşıdığı bir ayna gibi de algılayan bir kişi de olsa, geçirdiği tekamül deneyimlerini çevresine anlatarak onlarla paylaşan ve bu işe dört kolla sarılmış bir kişi de olsa artık yol yolcusudur ve Sistem tarafından aralarında aslında hiçbir fark yoktur.

Kişi bir kere hayatı ekonomi, kazanma, edinim, harcama, hesap-kitap olarak algılamaktan; hayatı sevgi olarak algılamaya başlamayı öğrendiğinde ne olursa olsun, yolun neresinde olursa olsun bu sonsuz mutluluk alanı kişiyi yavaş yavaş da olsa ele geçirecek, içine alacak ve ona tatmadığı bir sürü mutluluk düzeyini artan değerlerde ve adım adım tattırmaya başlayacaktır. Artık meditasyon esnasında gördüğü ya da görmeye çalıştığı pembe topların ona bir fayda sağlamadığını ama gönlünde yükselen bir hoşluk duygusunun ona müthiş bir haz verdiğini fark eden kişi rayına oturmuş, yolunu almış ve gelecek deneyimlere kendini bırakmış, hayatın onu gizliden gizliye yönlerdirdiği akışa tamamen ya da kısmen teslim olmuştur.

Mucizelerin birer birer karşısına çıkmaya hazır olduğu dönemdir bu ve farkındalığı hangi konuya takılsa onunla ilgili bir kitap, bir kişi, bir oluşum karşısına çıkar. Hayat bir çeşit interaktif, yani soruyu sor-cevabı al şekline bürünümüştür. Artık bu kişi gerçek Ruhsal yürüyüşün tadını almış ve hayatında varsa bir ekonomik düzen ya da kendisini rahatsız eden ilişki; onu çözmeye yönelen dev ve cesaret isteyen adımlar atma eşiğine gelmiş olur. İşte burada kendisine düşen o yıllardır veremediği ve korktuğu kararı vermek; arapsaçına dönmüş o konuyu o ya da bu şekilde halletmeye girişmek zorundadır. Eğer itiraz eder ve o tehlikeli olduğunu sandığı alana girmek istemezse hayatını birkaç yıl daha erteleyecek ve sonrasında tekrardan o alana getirttirilecektir. Bazen bu karmaşık alan onun üzerine üzerine getirttirilir ve kişi bu yumağı öyle ya da böyle çözmek zorunda bırakılır. Çözüm bazen sadece karşısındaki oluşumla ilgili (İş ya da eş veya başka çözümsüzmüş gibi görünen bir konu) duygularını yıllar sonra da olsa açık açık ve büyük bir yüreklilikle ifade etmek ve bu oluşuma yeni bir nizam getirmektir. Bazen bu oluşumu bitirmek; bazen başka bir şehre taşınmak, istifayı basmak, bazense sadece “yeter artık !” diyerek kendini mutluymuş gibi yaparak kandırmaktan vazgeçmektir. Gerisini Sistem onun için halledecektir…

Öyle ya da böyle maddi ya da manevi geçici olan değerlere değil de Tanrı’ya, sadece Tanrı’ya güvenmeyi; onun sunduğu iyi ve kötülerden oluşuyormuş gibi görünen hayatın sonucu itibariyle en büyük olgunlaştırıcı eğitim olduğunu fark etmeye yönelik dev bir adım atacaktır… Ve bundan sonrasında ise hayatın keyfi ortaya çıkacak, kendisini hem kendisine, hem çevredekilere daha iyi ifade edecek ve ne istediğini daha iyi bilecek ve bunları oluşturmak için tereddüt etmeden hayata girişecektir. Her atılım sonucunu verecek ve gönlüne çökmüş o mutsuzluk bulutları yavaş yavaş dağılacak, vazgeçmeden ilerlemesi üzerine gönülsel huzur ve mutluluk içine bir güneş gibi doğacaktır…

Ali Erdinç Başaran

Leave a Comment