Ruhsal Yolda “Aşk”ın Vazgeçilmezliği ve Eğiticiliği…

In Ali Erdinç Başaran, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

ruhsalKişi bir kere ruhsal yola girdikten ya da o güne kadar yaşadığı da dahil bütün hayatının aslında bir tekamül süreci olduğunu fark ettikten sonra, artık önüne gelen deneyimleri birer birer yaşaması ve karşılaştığı zorlukları (Olay ya da insanlar) bu yeni anlayışla aşmasıdır ona düşen…

Ruhsal yolda ilerleyişin başlangıcı biraz zorludur. Kişi umutsuzluk içinde kıvranır, bir sorun karşısına çıktığında panik yapar, sağa sola saldırır. Sonra içinden sevgiyle ya da kendi gücüyle geçerek sorunu atlatır; sonra bir sorun daha, tekrar savaş başlar. Başka bir sorun daha ama bu sefer biraz daha ustadır. Derken artık “dert erbabı” olmaya başarmıştır. Yani bir kayıp karşısında(Maddi ya da manevi) teslimiyet içinde kalmayı becerir. Artık dünyasal edinimler (Mal, mevki vs.) ve bilgisel edinimlerin gelip geçici olduğunu fark eder ve koşulsuz sevgiye açılacağı 4. şakra farkındalığının son basamaklarına doğru ilerler. Maddi ya da manevi kayıplar gelir geçer de , “Aşk” acısının yanında gerçekten de bunlar solda sıfır kalır. Kişinin hayat planında artık mücadele yerine teslimiyet, pişman olma ya da acı çekme yerine “bu işte de bir hayır vardır” olgusu, kızgınlık ve nefret yerine affetme varolmaya başlamasından, eski hesapların kapanıp da odağın artık güzel günlere yönelmesinden sonra kişi artık sevgi ve aşk konusunda gerekli tekamül basamaklarına tabi tutulur.

Önceleri yaşadığı çok fırtınalı bir aşk, özellikle de umutsuz bir aşk karşısında elinin kolunun bağlı olduğunu ve aşkına varması konusunda hiçbir şey yapamayacağını anlar ve tekrar tekrar teslimiyeti öğrenir. Sonraları ise kavuştuğu “Aşk”ını olduğu gibi kabul etme eğitimlerine tabi tutulur. O güne kadarki bütün düşünce kalıpları, sevgi kalıpları, namus kalıpları vs. onun “Koşulsuz Sevgi”ye geçişini sınırlayan bütün etkenler birer birer önüne gelir ve bazen çok ağır, bazense uzun bir süre, kalp acılarına, kabulsüzlüklere tabi olur. Taa ki sevgi ve kabul anlayışlı bir farkındalığa geçinceye kadar bu realite onu epeyce yoracaktır…

Yoracaktır ama sonunda da her şeye “Ya Selam” diyeceği bir hale ulaşacaktır…

“Aşk” denilen fenomen, kişinin realitesi kadar tadını tadacağı, acısını yaşayacağı, gönlünü yakıp kavuracağı(4.şakranın açılış müjdecisi), eğer ‘kabul’e geçmezse de belki ölüp gideceği ve bir sonraki hayatına kaldığı yerden devam edeceği bir tekamül aracı olacaktır onun için. Sosyal sınıflar arası fark, dinsel fark, ırksal fark, evli kişilerin bekar kişilerle ya da diğer evli kişilerle veya aynı cinsiyettekilerin birbirleriyle vs. şekillerde yaşanan bütün “Aşk”lar, bugün toplum için çok üst değerler sayılan bütün namus, gelenek-görenek, sahiplenici yaklaşım vs. realitenin tastamam kırılmasını ve her şekilde kişinin “Aşk”a sadece ve sadece “Aşk”a yüzünü dönmesini sağlayacaktır.

Öyle ya da böyle kişi değişik “Aşk” deneyimlerinin sonucunda her şeye ve herkese rağmen “Aşk”ı peşine düşecektir… Aradığını karşısındakinde bulacağına emin olarak umutsuzca ailesine, topluma, toplumsal değerlere, bazen kanunlara rağmen yine de aşkın peşine takılacaktır.

Kişi artık akılsal, toplumsal kuralların değil de “Aşk”ın çekiciliğe kapılmıştır. Karşılaşacağı yeni realite seviyesi “Aşk”ın saplantı veya bağımlılık halinden kurtulmasıdır. Yani başta sevdiğine ve yaşadığı duyguya sahip çıkan kişi zamanla bunun eski hızının kalmadığını gördüğünde, bir başkasına da aynı hisleri hissedebildiğini fark ettiğinde ya da sevdiği tarafından değişik kereler kalp kırıklığıyla biten aldatma, yalan, başkasını tercih vs. deneyimlere tabi tutulduktan sonra yeni gerçeklik kapısını çalacak ve belki de son kez ama bir daha sadece ve sadece “Kendi”ne dönecektir…

Dönecektir ama artık bu dönüş bencillik düzeyinde değildir. Kişi sevmeye devam eder ama sevdiğinin üzerine yük yüklemez. Karşısındakini/lerini mutlu etmeye çalışır ama bu sefer kendi istediği kadar. Aşk duyduğu sevgilisini çok sever; karşısındaki onu sevmediği, ihmal ettiği ya da atlaması gereken bir realite basamağı için kendisini terk ettiği zamanlarda bile. Onu hem sever ve hem de ona izin verir yaşaması gerekeni yaşasın diye. Yani kişi artık sevgi ve aşkın karşısıdan geldiğini, vektörel olduğunu değil sadece kendi içinden doğduğunu anlar. Karşı tarafın bu alevi ilk tutuşturan çakmak rolünde olduğunu fark eder.

İşte bundan sonra gerçekten de “Bilgelik Yolcu”sunun işi iyice kolaylaşmıştır. Artık her şeyin Tanrının takdiri olduğunu fark etmesi bir yana, bir de kimseye kırılmaz, kızmaz ya da onu anlamamazlık yapmaz. Heryere ve her şeye baktığında Tanrı’nın bir tecellisini görür. Artık o gününü yaşar; verilen kadar, alabileceğinin zaten aldığının olduğunu bilir ve artık arzuyu bitirmiştir. İçinde yanan mutluluk aşkını körükleyen her şeye ilgi duyar; doğayla, ruhsal temalarla, yüksek frekanslı sanat eserleriyle sürekli bir aşk yaşar. Sağduyuda kalır, herkesle iletişimdedir ve artık akıl sorulan, danışılan bir başka deyişle Sistemin eli-ayağı olur…

Birlik farkındalığının hissedilişi yani 5. şakra farkındalığının devreye girişidir kişinin nedensiz mutluluğu… Artık o bir şeyden ya da bir edinimden dolayı mutlu değildir; mutluluk doğal hali olmuştur. Tabi ki hala ayağına basıldığından kendisinden ses getiricek konular vardır, tabi ki tekamülü hala devam etmektedir ama o bunları sabırla karşılar. Karşılayamazsa bunu bile kabul etmesi gerektiğini öğrenmiştir. Artık kişi çabasız hayata geçmiştir. Yani hayatı bir mal ve mevki edinme süreci olarak görmekten; onu bir tekamül rüyası olarak görmeye adım atmış; her gelen günü bu farkındalıkla karşılama realitesine gelmiştir…

Ali Erdinç BAŞARAN

Leave a Comment