Sevgi’den Birliğe Geçiş – 4. Çakra

In Ali Erdinç Başaran, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

Sevgi’den Birliğe Geçiş

sevgi_bilinci_birlik_love_unity_3Genel anlamda ilişkilerde herhangibir sorunun kalmadığı realitede; yani uzak çevremizdeki insanların hiçbir hareketine takmadığımız, yakın çevremizdeki insanlarla hiçbir tartışmaya girmediğimiz, onlara karşı kabullenici hatta dert paylaşılan insan olduğumuz, en yakın, aile içindeki kişilerle (tekamül yönünden en tehlikeli ama en öğreticileri) ise hiçbir nefreti, öfkeyi, ifade zorluğunu yaşamadığımız, tam tersine sürekli bir aşk-sevgi ortamını paylaşma basamağına geldiğimiz realitede artık tekamül bizler, yolun çoğunu bitirmiş, azını bırakmış oluruz.

Bu kişi 4. şakrasından gelen mutluluk tatminleriyle yani, sevgi, aşk dozunda sevgi, paylaşım, merhamet, destek, yardım, kabul, uyum, yüksek hayat enerjisi, coşku, neşe, özgürlük, olaylar ve insanlar karşısında sarsılmaz bir güç, Sistem ile akabilme gibi duygularda tatmini yakalamıştır ve insan bedenindeki yaşamındaki ilk gerçek tatmini (Yani belli bir süreden, maddeye ya da mekandan bağımsız içsel mutluluğu) yakalayabilmiştir. Bu realitede pişmeye devam eden kişi sürekli olarak insanlarla duygusal alışveriş içindedir; kişilerin ruhsal yardımına koşar. Dert arayan dert sahipleri bu kişiyi bulur ve şifalarını alırlar; bu bazen bir çift laf, bazen sıcak bir çay, bazen de ona gerçeği hatırlatan bir bakış olur. Bu kişi herkesle ve her şeyle uyum içindedir ve yavaş yavaş 5. şakra, Birlik şakrasından farkındalıklar almaya başlar.

Bu kişi anlaşılması en kolay kişidir, bir anlaşma ortamı doğduğunda, sizin realitenizi ve isteklerinizi bilir, kendininkilerini de ifade eder ve ortak olarak en güzel yolu hem sizin ve hem de kendisi için ortaya koyar. Bu kişinin işleri rast gider. Belki basit bir ifade oldu ama evet bu kişi Sistemle akmayı becerebildiği için, bu kişinin işleri tastamam rast gider. Artık zorlayıcı şartlarla başı derde girmez; arasıra bazı testlere tabi tutulursa da, yaklaşık her testin altından hesap yapmadan, sadece sevgide kalabilmeyi başararak kalkar. Testler artık çok yakınlarından gelmektedir ama eski realitede aylar ayı karşısındakiyle güreş tutmayı sürdüren kendisi, sadece karşısındaki kişiyi ya da olayı olduğu gibi kabul ederek bunu halledebileceği gerçeğini çok iyi bilir ve tepki çizgisini bu doğrultuda tutar. Bu kişiyi 5.şakra-Birlik farkındalığına geçmekten alıkoyan bakış açısı “Düalite”dir. Alt şakralarda tastamam kişiyi ağına düşüren düalite bakış açısı, bu şakrada da incelerek acıma duygusu olarak kişinin karşısında beliriverir. Yani sevgi dolu bir insan dediğiniz ve henüz “Acımasızlık-Yargısızlık-Birlik” noktasına çıkamamış insan; çok sever, çok yardım eder ama başkalarından yediği kazıklar yüzünden başlarda hayata ve kişilere küser hep. Sonraları daha da ustalaşır ve her bir kalp kırıklığının kalp şakrasının açılımında müthiş bir şifasal etkisi olduğunu; her bir kalp kırıklığı testinden sonra insanlara karşı daha da anlayışlı olduğunu fark eder ve artık kendisine atılan kazıklara bir gülüşle cevap verir. Karşısındaki kişiye karşı gönül koymadan, o kişiyle ilişkisine devam ederek hem kendi imtihanını verir; hem de karşısındaki için şifalandırıcı bir hareket tarzı örneği verir. Yediği birkaç kazıktan sonra kazık yemenin bu yolun bir karakteristiği olduğunu, bütün peygamberler de dahil herkesin bu “kazık yeme” testinden nasibini aldığı fark eder. Artık kazık yeme ve bunu sevgiyle kabul etme noktasına gelen kişiyi daha ince, daha süptil, ama ayırtedilmesi daha zor imtihanlar beklemektedir.

4. şakranın üst seviyelerine gelen kişinin atlaması gereken “Düaliteden Birliğe Geçiş” sınavları da şu şekilde cereyan eder hayatında. Önceleri iyilik yapar ve kazık yer; sonraları kimseye iyilik yapmaz ve biraz ketum olarak bu dünyada kendi varlığını korur… En sonunda geldiği noktada ise artık onun için iyilik etmek-iyilik etmemek ya da iyilik etmek-kötülük etmek arasında hiçbir fark kalmamıştır. Yani her şeyin Sistemin bir tecellisi olduğunu, kendisinin Ve bu dünyada bedenli olarak yaşayan herkesin gereğinde bazen üzerine iyilik etiketi yapıştırılmış tarz hareketler ve yine gereğinde de bazen üzerine kötülük etiketi yapıştırılmış hareketler yapabildiğini; herkesin egosunun olduğunu ve egonunda Birlik’ten ayrı olmadığını, onun da sevgi ve sevgiden olduğunu, onun da herkes için sevgiyi fark ettirici muhteşem bir öğretmen olduğunu, sembolik olarak Şeytan’ın da diğer meleklerden bir tanesi olduğunu fark eder. Bu şekilde artık iyi ve kötü yoktur onun için; sadece “olan” vardır. O da olmaktadır; bugüne kadar olagelmiştir ve bugünden sonra da olacaktır. Olan içerisinde kendisinin olana ekstra bir şey katmadığını veya bir şey eksiltmediğini anlar; sadece ve sadece bedenen, fikren ve duygusal olarak olana tabi olduğunu; olanın ise herkesin tekamülü için olmakta olduğunu, hem de en iyisi olduğunu fark eder; hatta yüreğinde hisseder…

Bunu fark ettiği için artık kitaplardan okuduğu ya da ona yol gösterenlerden olunması gerektiğini öğrendiği bir başka kişilik örneği olmayı bırakır ve sadece kendisi gibi olur… Sadece kendisi gibi… İyisiyle, kötüsüyle ama sadece kendisi gibi… Artık ona gibi de diyemeyiz sadece kendisi olur.

O bazen en kibar kişidir, bazen en bencil… O bazen en temiz ve düzenli, gerektiğinde ise tastamam her şeyi akışına bırakmıştır. Bazen kalpleri kırmamak için hassas davranan, bazense tamamen kendine odaklıdır, kah anda kalabilen, kah ise içinden gelen egosal dürtüleri tamamen serbest bırakan bir kişidir, heyecanı da yaşar, koşuşturmayı da, kaosu da… Tek fark içsel olarak tatmindir…

Alt şakraların kaosu yaşaması, egonun sıkıştırmasıyla yoldan çıkmasıyla, bu kişi arasındaki en büyük fark birinin yorgunluktan ölmesi; diğerinin ise her ne kadar dışta egosal davranış tarzını sergilese bile içte büyük bir huzuru yaşaması, bu ego şarjlarının onun bedeni ve bilinci için bir şifa olduğunu bilmesi,  bu boşalımları yapa yapa birgün tam saf hale geçeceğinin farkında olmasıdır.

Bir başka fark ise alt şakra kişilerinin karşılarında kırdıkları kişinin yüzlerini bir daha görmek istememeleri, ondan sürekli kaçmak istemeleri ama “acımasızlık” noktasına gelmiş kişilerin karşılarındaki kırdıkları kişileri sürekli ve kesintisiz olarak sevmeye devam edebilmeleridir…

Artık iyi-kötü değerlendirmesinden çıkan ruhsal realite sadece hayatı seyre dalar; kendi bedeninin rolünü bile… Bazen ağzının konuştuğunu, karşısındaki insana şifalandırıcı bir iki kelime ettiğini, asıl olan “Kendi” sinin de bu konuşmayı dinlediğini; parmaklarının bir maile cevap yazdığını ve asıl “Kendi”sinin bu olaya şahit olduğunu yaşar. Yani artık üç boyutlu ortamdan farkındalığı çekilmiştir. Ve kendini bedeni olarak, duyguları ya da düşünceleri olarak tanımlamaz; kendisi sadece kendisidir; yani sadece bütüünn bu filmi izleyen ve bundan öğrenen… Duygusal bir iyi-kötü aldanışı içinde olmadığı için de beyni hareketlerini kontrol etmemektedir. Yani kötüden kaçmaya, iyiyi kovalamaya; acıdan kaçmaya, hazzı kovalamaya niyeti yoktur. Acının içindeki hazzı; hazzın içindeki acıyı ve tatminsizliği farketmiştir, yaşar ve öğrenir. Ying-Yang sembolünün tamamını kabul etmiştir. İyinin de kötü gibi tekamül için gerekli olduğunu bilir. Bu yüzden bedeninin bazen iyi, bazen de kötü rolleri oynadığını, bunun da göreceli iyi ve göreceli kötü olduğunu anlar. Artık savaşlardan ölen çocuklar onu rahatsız etmez. Artık yanan ormanlar onun içini acıtmaz. Artık aç kalmış bir köpek onu uykusuz bırakmaz, yolundan alıkoymaz.

O her bir zerrenin tekamülde olduğunu ve tekamülü için gerekli şartlara “Sistem” tarafından tabi tutulduğunu anlamıştır. Yani Kraldan çok Kralcı olmanın anlamsızlığını bilerek, artık Allah’ın işine karışmak istemez; üzerine yorum bile yapmanın acizliğini kavramıştır. O yüce Sistemi fark etmiştir ve Sistemi yargılamaz, sadece tâbi olur. Artık iflas eden bir arkadaşının içine düştüğü durumu ona eskide oldu gibi üzülme ve acıma duygusu değil, sadece merhametsel bir biliş verir. Bilir ki arkadaşının tekamülü için en gerekli olandır başına gelen… Ona parasal olarak değil ama gönülsel destek olur,onu dinler, derdine ortak olur ve arkadaşının içinde bulunduğu durumdan çok daha güçlenerek çıkacağını bilir. Yanan ağaçların ömürlerinin zaten dolduğunu, onların da bir sonraki enkarnasyonlarına hareket ettiklerini, onları yakan kişinin ise bu olaya sadece vesile olduğunu bilir… Savaşlarda ölen çocukların ailelerine birer tekamül sıçraması yaşattıklarını ve bu dünyaya bununla kaderlenmiş olarak geldiklerini, hepsinin birer sevgi öğreticisi olduklarını bilir.

Kısacası artık bu kişi için iyi-kötü ortadan kalkmıştır; kendi üzerindeki etkisi de dahil egonun egemenliğini, onun da bu yoldaki saygınlığını kabul etmiş; ona da “Ya Selam” diyerek saygı duymayı, onu da doğası gereği olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmiş ve bu yoldaki yürüyüşüne devam etmektedir…

Ali Erdinç Başaran

Leave a Comment