Sevmek ve Özgürlük Adına

In Cumhur Dursun, Yazarlar Klubü by Cumhur Dursun3 Comments

Bir arkadaşım göndermiş. Aynen paylaşıyorum.

Geçenlerde bir karikatür geçti elime taa yıllar öncesinden. Saklamışım,  belli ki çok etkilenmişim. Aynı etkiyi, aynı ürpertiyi yine hissettim.

İki beyaz güvercin masmavi denizin üzerinde uçuyor, taklalar atıyor. Denize doğru alçalıp, yükselirken bir tanesinin gözüne bir şey ilişiyor, meraklanıp yaklaşınca ötekide onu takip ediyor. Gördüklerini bir şeye benzetemiyor. Denizin ortasında bir taş, taşın üstünde tahterevalli gibi uzatılmış bir tahta, tahtaların ucunda iki tane çok şirin, güzel kafes. Nereden bilecek kafesin ne olduğunu… İki şirin yuva, beyaz panjurlu ev misali… Üstelik içinde iştah açıcı yiyecekler de var. İştahla birinci güvercin atlıyor kafese, ardından öteki de öbürüne derken. ilkinin kapısı pat kapanıyor. Beriki henüz içeri giremeden kafesin üzerine konuyor ani refleksle, bilinçli ya da bilinçsiz…

Karikatür bu görüntüyü çizmiş, kuşların biri içeride biri dışarıda. İçeri nasıl girmiş olabileceklerini ben hayal ettim, kurguladım. 90’lı yılların başında “Sedat Simavi Ödülü” almış bu karikatür.

Kafese kapanmış kuş çıkamıyor bir türlü… Öteki güvercin kalkamıyor… Uçabilir oysa kafeste olan o değil. Onu tutan ne orada? Bir iki kıpırdanıyor, kalkış hamleleri yapıyor ki, altındaki tahtanın sallanmasıyla sanki nefesini bile tutuyor… Biliyor onun uçup gitmesi, öteki güvercinin okyanusun derinliklerine canlı gömülmesi… Çakılıp kalıyor olduğu yere sözde özgür olan güvercin…

Hadiii! Kafese kapanan sen değilsin, düşünme uç git işte…

Uçabilir misin? İstersen “evet”.

Peki, niye yapmıyorsun? Ya da yapamıyorsun?

Suçluluk mu duyarsın?

Peki, bu senin suçun mu?

Onu oraya sen sokmadın ki?

Düşünmeden aç gözlülükle saldırdı kafese.

Sen de boş ver, dön arkanı uç git… Sonra ona ne olur, onumu düşünüyorsun?

Peki, sen onun yerinde olsan, o ne yapardı?

Sana şimdi ipucu olacak, karar vermende yol gösterecek bir iki olayı hatırlıyor musun?

Kesinlikle yapmazdı diyorsan….

Dön arkanı uç git. Bu bencillik değil, bu senin daha yapacak çok şeyinin olması.

Onun akılsızlığının bedeline ortak mı olacaksın?Ne zor sorular, ne zor seçimler…

Herkesin hayatında böyle dönemler var, ya da bütün ömrü böyle geçenler var, biliyorum.

Dilerim ömür böyle geçmesin… Dönemler nasılsa atlatılır da…Ya ömür dediğin bu olursa? Olabilir…

Yaşanamaz mı? Çok da güzel yaşanabilir…

Nasıl mı?

Aradaki sevgi, saygı çok kuvvetliyse: Saygı diyorum, sevginin örselenmemesi için koruyucusudur saygı.

Sevgiyi güçlendirir, onun hayatta var olması bile seni çok mutlu eder.

Evet, onun hayatta var olması ve onunla olmak her şeye değiyorsaDenizin altı olmuş, üstü olmuş fark etmiyorsa…

Peki, böyle sevgiler var mı?

Var… İnanılmaz fakat hem de çok var…

Çünkü bir gönül’e o kadar çok sevgi sığıyor ki… İçlerinden en az birine böyle fedakârlıklar yapılabiliyor.

Sevgi; Anne, baba, evlat, dost, eş, kardeş, yar…

Herkes yapabilir mi?

Bilemiyorum…

Peki, böyle sevgi kimlerde var? Bu sonradan edinilebilir mi ya da satın alınabilir mi? Nasıl biliriz karşımızdakinin bizi böyle sevdiğini?

Cevabı mı?

Biz böyle severek…

O zaman her şey çok kolay gelir, eğer böyle sevebiliyorsak.

Nasıl bir bedene, cüsseye, paraya, kariyere sahip olmadan öte, nasıl bir yüreğe sahip olduğumuz.

Kocaman cüssenin içinde küçük bir yürek mi? Yoksa sıradan bir vücutta koca bir yürek mi? Yoksa yürekler cüsseyle orantılı mı?

Cevabı mı?

Yaşayanlara sorarak, onları arayıp bularak…

Senar Öztürk

Comments

Leave a Comment