Su ve Tuz – 12

In Peter Ferreira, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

su-ve-tuz-12Yazıyı okumaya başlamadan önce lütfen yanınıza bir bardak su alır mısınız?

Berchtesgaden’de (Almanya’da) böyle bir maden ocağı mevcut, buna tıpta Spelyoterapi diyoruz.  Buraya çeşitli alerjileri, astımları olan hastalar iyileşmeye gönderiliyor.  Böyle bir tuz madeninde tuzların iyonal etkilerinden dolayı tertemiz bir hava mevcut, havada hiçbir toz zerreciği yok.  Bunun yanı sıra şifayı gerçekleştiren başka etkenler de mevcut.  Örn.  Velicka’da yerin 226 m altında bir tuz madeninin içinde gerçek bir hastane kurulu.  Buraya yılda yaklaşık 3000 hasta gelmekte ve %97’si iyileşip çıkmaktalar.

Bu kadar derinlerde yerin altında milyonlarca tonluk tuzun altında muazzam jeomanyetik frekans desenleri yayınlanıyor .  Bunlar da hastaların bedenleri üzerinde rezonans yaparak etki yapıyor.  Biz deney olarak farklı hastalıklara sahip kişileri madene götürdük.  Örn.  ciğerlerinde rahatsızlığı olan bir hastanın 2,5 saat sonra ciğer değerleri tamamen normale dönmüş ve 2 saat boyunca da bu şekilde kalmıştır.  Örn.  bu hastalıklı ciğerin frekansı rahatsızlığından dolayı 58 olmuş ve aslında 40 olmalı. Böyle bir durumda bu hastayı günlerce bu madene gönderdiğimizde eninde sonunda maddesi de enerjisine uyum sağlayarak değişecektir ve iyileşecektir.  Her şey sadece zamana bağlı.

Fakat herkesin böyle bir madene gitme imkanı olmadığından bu uygulamayı evde `sole’ ile gerçekleştirebiliriz.  Bunun için gerçek doğal kristal tuza ihtiyacımız var, buna da jeolojik olarak `Hallith’ diyoruz.  Hallith kelimesi de : hall = titreşim, lith=ışık’tan kaynaklanmaktadır.  Daha önce de anlatıldığı gibi istediğiniz kadar Ca-tableti yutabilirsiniz, fakat sadece 1 havuç yemiş kadar kalsiyumu bedeninize almamış olursunuz.  Demek ki konu miktar değil, hücrelerin alabilme kapasitesiyle ilgili.  Hücrelerimizin belli açıklık ölçüleri var, biz buna tıpta semipermiyabilite diyoruz.  Ve bu yüzden hücrelere 1/100.000 gr’dan daha küçük olan her şey girebilir, daha büyük olanlar dışarıda kalmak zorunda.  Bu yüzden sebze ve meyvelerin içindeki mineraller iyonal olarak bir geometriye sahip olduklarından organik yapılarıyla hücrelerimize girebilir ve asimile edilebilirler.  Fakat yapılarını bozduğumuz minerallerin hücrelere girebilme şansları asla olamaz.Bu da mineral ihtiyacımız için kahvaltı tabağımıza çelik bir çiviyi koymaya benzer.

Elementlerin bu şekilde hücrelerin içine girebilme durumlarına koloidal durum denir.

Doğadaki kristal tuzu endüstriyel bir şekilde çıkarma imkanımız yok, çünkü bu kristaller yıllarca basınç altında oluşarak madenlerde damarlar içinde gelişiyor ve bunun için doğada çok bulunan kaya tuzundan 100 kg çıkardığınızda doğal sadece 1 kg kristal tuz elde edebiliyorsunuz.  Fiyatının da yüksek olması buna bağlı.

Himalaya’dan gelen böyle yüksek basınç altında oluşmuş olan bir kristal tuza biyofotonemisyon ölçümleri yapıldığında, bu da onun ışık enerjisinin ölçülmesi anlamına geliyor, başka kristal tuzlarla karşılaştırmada bu tuzun mükemmel kristal yapısından dolayı 100 misli fazla enerji olduğu ortaya çıkıyor.  Bu tuzu doğal su ile karıştırdığınızda, kısa bir süre içinde % 26’lık `sole’ dediğimiz bir karışım oluşacaktır, Bu karışımın çok yüksek dezenfektan etkisi olduğundan uzun süre saklanabilir.

Bu `sole’den her gün 1 çay kaşığı dolusu alıp bir bardak doğal su ile birlikte içen 123 hasta üzerinde yapılan kan ve idrar testlerinin sonucu aslında ayrıştırılamayan hayvansal albüminin bile tekrar idrarla dışarıya atılabildiği görülmüştür.  Kanınızda tuzdan dolayı oluşan düzen şekilleri bu kadar güçlü !  Kanınız aslında deniz suyu-benzeri bir sıvıdan başka bir şey değil.

Bu `sole’den her gün bir çay kaşığı doğal su ile karışık içtiğinizde 6 dakika içinde elektrolit dengenizi düzeltmiş oluyorsunuz.  Burada enteresan olan bedenimizin asit-baz dengesini tuzun sağlıyor olması.  Normal koşullarda bedenimizde %70 baz ve % 30 asit olmalı, fakat gıdalarımızın endüstriyelleşmesinden dolayı bu denge %80 asit – % 20 baz’a doğru kaymış durumda.  Uzun vadede fazla ekşimeden dolayı, hücrelerimizin strüktürleri de bozulmaya başlıyor.  Kanserli hastaların %90’ında kronik ekşime olduğunu ve bu hastaların %98’inin kanlarında hayvansal albümin olduğunu biliyor muydunuz ?  Kanserin de beslenmesi gerekiyor ve sizin ihtiyacınız olmayanlarla besleniyor.Prensipte bu ana sebeplerden kurtulmaya çalışmalısınız, doğal asit-baz dengenizi korumaya çalışın.  Bunun için de doğal tuz gerekli.

Bedenimizde kan dolaşımı sistemimiz olduğu gibi bir de kapalı tuz devir daimi mevcut.  Gıda aldığınızda kanınızdaki tüm tuzlar uyarılır ve sindirme işlemi için yardımcı olurlar.

Yemeği ağzınıza aldığınız anda kanınızdan tuz midenizin hücrelerine doğru yönlendirilir, orada ayrıştırılır, yani iyonize olur, klor iyonu bedeninizdeki suya gider onun sadece hidrojenini alır ve hidroklorürü oluşturur.  Bu hidroklorür sayesinde biraz önce yediğiniz yemekler parçalanır, fakat hazmedilemez.  Bu işlem tuzdan ayrıştırılan sodyumun karbondioksit ile sodyum bikarbonat oluşmasıyla gerçekleşir.  Daha önce yediğinizi asitlerle parçaladıktan sonra bu bazlı bileşim hazmettirmeye yarıyor..  Bütün bu işlem bittikten sonra tuz tekrar kanınıza geri dönüyor ve böylece sizin asit-baz dengenizin korunmasını sağlıyor.

Midenizde zaman zaman ekşime hissettiğinizde bir bikarbonat hapı aldığınızda, aslında hidroklorür üretimini teşvik etmiş olduğunuzun farkında değilsiniz.  Bedeninize kendi muhteviyatında ne varsa onu vermelisiniz, böylece kendi kendini nötralize edebilecektir.  Bu `sole’ sayesinde bedeninizden atıkların çıkması sağlanacaktır.  Örneğin et yediğinizde, bedeninizde çürümek zorunda.  Çürüme işleminden sonra atıkları çok hızlı bir şekilde atamayınca kanda yine fazla ekşime oluşuyor.  Bu da bağırsaklarda çürüme işlemine sebep oluyor.  Böyle bir durumda `sole’ içme kürü uyguladığınızda birkaç gün ishal olacak ve bedeniniz kendi kendini rejenere edecek.  Sadece bir çay kaşığı `sole’ ile 6 dakika içinde bedeninizde bulunan 650 çeşit mikrop, bakteri, virüs ve mantar çeşitlerini nötralize edebileceğinizi biliyor muydunuz ?  Bu da doğal olarak, bedeninizde tekrar strüktür, geometri, koruyucu duvarlar oluştuğu için böyle gerçekleşecektir.

devam edecek…

Peter Ferreira

Leave a Comment