Su ve Tuz – 3

In Peter Ferreira, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

su_ve_tuz3Yazıyı okumaya başlamadan önce lütfen yanınıza bir bardak su alır mısınız?

Mısırlıların muhtemelen bunu piramitleri inşa ederken düşünmüş olabilecekleri ve tam da 4 su Tetraederinin bir piramidi temsil etmesi ve bugüne kadar ki tüm matematiksel, fiziksel, astronomik ve astrolojik bilgilerimizi bu geometrik yapılardan yaratmamız ilginç değil mi?  Bütün bunlar orada derin bir sır olarak durmaktadır.  Şimdi bizim zamanımızda tekrar bütünsel düşünce ile bu eski bilgiye ulaşıldı, bu yeni bir bilgi değildir.  Eğer şuurumuzu tekrar genişletirsek, o zaman biz bu bağlantıları tekrar anlayacağız, yani bu yaşamsal gıdayı, yaşamı oluşturmayı.  Bu nedenle bu kadar çok kimyasal düşünmemeliyiz.

Mesela elinize bir kitap versem, örneğin Almanya Tarihi hakkında ve bu kitabı okuldaki bilim adamlarına incelemeleri için versek, ne de olsa madde çok önemli!  Sonuçlardan ne elde ederdik? Bir süre sonra bu kitabın en derin kimyasal analizini bilirdik, DIN normunu bilirdik, ağırlığını bilirdik, tutkal hakkındaki her şeyi bilirdik, bu tutkalın oluştuğu kimyasal bağlantıları bilirdik, baskısını, bunun kimyasallarını, hatta araştırmacı bir biyolog belki de bu kağıtların hangi ağaçtan geldiğini bile ortaya çıkarabilirdi; ancak bir şeyi bilemezdiniz: Almanya’nın Tarihi hakkında hiçbir şey bilmezdiniz, oysa bu kitabı alma nedeniniz buydu.  Eğer içinde hiçbir şey yoksa, maddenin değeri ne kadardır? Hepinizin bir televizyonu var, neden televizyon seyrediyorsunuz?  Tabii ki bunu enformasyon içerdiğinden yapıyorsunuz.  Eğitim nedenlerinden olsun, eğlence nedenlerinden olsun, bilgilenmek istiyorsunuz, tek neden bilgiye dayanmaktadır.  Bilginin her formu şuurunuzun genişlemesine neden olur.  Şimdi bu dolabınızın üzerinde duran kutuya, televizyona mı bağlıdır, yoksa bu televizyondan yayılan dalga boylarına mı ?  Çünkü eğer ben çatınıza tırmansam ve anteninizi sadece 2 cm oynatsam, ekranınız karıncalanır ve bu kutu değersiz olur.  Burada söz konusu olan gerçekten de uzaydan uydular vasıtasıyla atmosfere ve oradan oturma odanıza giren bu dalga boylarıdır.  Bunlar bir cihazla işleyebileceğiniz şekilde değiştirilirler.  Bu nedenle hiçbir zaman vasıta olan aracıyı değil, bilakis buna bağlı olan saf enerjiyi, dalga boyunu, bu elektriksel frekans örneğini düşünün.  Eğer bunlar mevcut değilse, o zaman madde size yardım edemez.  Bunlar sadece taşıyıcı malzemelerdir, bilgi taşıyıcıları.  Bu şekilde yaşamsal gıda da sadece bilgi taşıyıcıdır.

Buna benzer başka bir basit örnek daha verebiliriz: Bir fobiniz olduğunu düşünün.  Akşamları sokağa çıkamayacak kadar karanlıktan korkuyorsunuz.  Ne yapıyorsunuz?  Kendinize bir psikolog buluyorsunuz ve eğer terapiye başlarsanız, o size daha önce sahip olmadığınız bilgiler veriyor, şuurunuzu genişletiyor.  Hatta büyük bir ihtimalle sizi çocukluğunuza geri götürüyor ve daha önce bilmediklerinizi bilmenizi sağlıyor.  Bağlantıların bilinçli olarak şuurunuza yukarı gelmesine izin verdiğinizde, artık fobiniz kalmıyor.  Ve şimdi psikologunuzun ölümcül bir kazaya kurban gittiğini ve sizin aslında bir sonraki hasta olduğunuzu düşünün.  Ve şimdi bilim adamlarının ölen psikologu evinizin içine taşıdıklarını düşünün, çünkü eksik bir tarafı yok, bütün kemikleri orada ve diğer her şeyi.  Tabii ki siz onun ölü olduğunu söyleyeceksiniz, ama bilim adamları da size ölü ya da diri, ne fark eder, biz size bilimsel olarak onun aynı kemiklere, aynı organlara sahip olduğunu kanıtlayabiliriz, derler.  O zaman kendinize onun size nasıl yardım edebileceğini sorarsınız.  Bir psikologa mı ihtiyacınız vardı, yoksa psikologun bilgisine mi?  Çünkü artık ölü olduğundan bilgiye ulaşamıyorsunuz.  Bunun aynısı gıda maddelerimiz için de geçerlidir.  Çünkü sizin ihtiyacınız olan aslında bilgidir, bilgiyi taşıyan değil.  Tam tersine şimdi psikolog size yük olmaya başlar, çünkü şimdi kokmaya ve çürümeye başlamıştır ve siz kendinizi ondan kurtarmak istersiniz ve bu ölü psikologun bağırsaklarınızda bulunan ölü gıda olduğunu düşünün.  Eğer siz canlı gıda yerine ölü gıdayı kendinize alırsanız, size yük olmaya başlar, kendi kendinizden enerji çalarsınız.

Örneğin bir elmayı ele aldığınızda da bunu görüyoruz; elmayı önce kimyasal analitik ve biyolojik inceleyelim, o zaman bunun doğal bir yapısı olduğunu görürüz, şimdi de sadece 15 saniye mikrodalgaya sokalım, incelediğimizde tüm vitamin ve diğer minerallerin henüz mevcut olduğunu görürüz, fakat şimdi anorganik karakter ortaya koyar.  Daha önce elmada bulunanlar nötr iken, şimdi asit oluşturucudurlar, sadece 15 saniye bir elmayı 180 derece ters yüz etmeye yetmiştir ve biyofiziksel açıdan frekans örnekleri artık yoktur.  Daha önce elmayı elma yapan, elektromanyetik içtepi, canlılık artık elmada mevcut değildir.

Ve şimdi suya geliyoruz, çünkü her molekül bir Tetraeder’dir.  Bu geometridir ve geometri molekülde mevcut olduğundan, suyun çok belirli frekans örneği vardır.  Bir su molekülü çift kutupludur, aynı planetimiz Dünyanın Kuzey ve Güney kutbu gibi.  Bu şekilde her bir su molekülünün de bir elektromanyetik kuşakla çevrelenmiş bir eksi ve bir artı kutbu vardır.  Planetimiz Dünyada, su planetinde yaklaşık %70 su vardır ve ilginçtir ki yetişkin bir bedende de %70 su vardır.  Her bir hücrede de %70 su bulunması ilginç değil midir?  Astronotların uzaydan çektikleri Dünya fotoğraflarının mikroskopla çekilen hücre fotoğraflarıyla benzer olması da ilginç değil midir?  Makro kozmosda mikro kozmos.

Su iki kutuplu olduğundan belirli yerçekimi ve kaldırma kuvvetlerine tabidir.  Suda gravitasyon, yerçekimi gücü vardır.  Bunu çok kolay benimseyebilirsiniz, su yukarıdan aşağıya doğru akar.  Çok az kişi suyun kimyasal materyal olarak yukarıdan aşağıya akarken, tekrar aşağıdan yukarıya aktığını ve hatta saf ışık enerjisi olarak aktığını bilir.  Eğer biz böyle bir suyu laboratuvar şartları altında incelersek, o zaman daha 18 molekül ve diğer 15 iyon bağlantısını saptarız.  33 farklı bağlantı yapılanması, sadece saf H2O olmasına rağmen.

Bunun dışında bir milyar biyofotondan fazlası.  Biyofotonlar nedir?  Işık kuantları, saf ışık enerjisi.  Bunu artık bugün dijital teknikte biyofoton emisyon ölçümleriyle ispatlayabiliyoruz.  Prof.  Popp (Pope)’un getirdiği ispat şöyledir, maddenin tüm formları donmuş ışık veya yavaşlamış enerjiden başka bir şey değildir.  Sadece maddeden daha çok, enerji formları üzerinde düşünmeliyiz.  Sonuç olarak maddeyi enerji oluşturur, tersi değil.  Şayet maddenin herhangi bir formu kendini değiştirirse, (örn.  bir organ, o zaman aslında organı düşünmemelisiniz, bilakis aslında organınız kendini değiştirmeden önce,) önce kendisini değiştirmek zorunda olan enerjiyi düşünmelisiniz.  Bu şekilde çaresi olmayan hiçbir hastalık yoktur.  Doktor, okul bilgileriyle ve tecrübeleriyle daha fazla yardım edecek durumda olmadığını prensipte söyleyebilir.  Ancak hiçbirimiz, temelde bir hastalığın çaresi olmadığını söyleyemeyiz.  Eğer biz bir problem ortaya çıktığında enerjiyi tekrar asli durumuna geri dönüştürebilirsek, o zaman buna otomatik olarak madde de uyacaktır ve bu işlemektedir, hem de bedeninizi oluşturan elementlerle, su ve tuz ile.  Her banyo kültürünün temelinde su ve tuz vardır.  Bütün bunlar hiç de yeni değildir.

Birçok kür misafiri, Bad Reichenhall’a “Sole” (su ve Himalayalar’dan getirilen, içinde 27 ayrı elementin olduğu söylenen tuzun karışımı) içmek için gidiyor ve tıbbi olarak da kanıtlanmış olarak kullanıyor.  Buna rağmen maalesef tıbbi mantıkla hala semptom tedavisi yoluna gidiyoruz.  Ancak şimdi bir fikir değişimi var.  Bütün bunlar şuur durumunuza bağlıdır.

Yaşadığınız hayat daha önce oynamış bir filmden başka bir şey değildir.  Siz bu filmin prodüktörüsünüz, rejisörüsünüz.  Eğer bu filmde artık hoşunuza gitmeyen bir şey varsa, bu filmi kimin çevirdiğini düşünün, bu kişi sizsiniz, başkalarına kızamazsınız.  O zaman filmi tekrar yazmanın, yeni bir film çevirmenin zamanı gelmiştir.  Bu sizden başlar ve bunun için geliştirilmiş şuura ihtiyacınız var.  Buna ilk etapta bu su ile, geometri ile, platonik yapılarla ulaşırsınız.  Suyun içinde zaten enerjiyi sağlayan Tetraeder vardır.  Bedende suyumuzun günlük olarak aşağı ve yukarı aktığı, içinde gizli canlı güç olan yaklaşık 90.000 km sıvı bant vardır.  Prof.  Carol, doğru olarak bakılması (beslenmesi) şartıyla prensipte insan hücresinin ölümsüz olduğunu kanıtlamış ve bunun için Nobel ödülü almıştır.  Fakat buna rağmen biliyoruz ki, yaşlanma sürecine tabiyiz ve yaşlanıyoruz.  Bu neden oluyor?  Neden bu hücreler ölüyor ve yenilenmeleri gerektiği gibi yenilenmiyor?  Bu hücreden mi kaynaklanıyor, yoksa hücreyi çevreleyen hücre suyundan mı kaynaklanıyor?  Aslında canlılık için önemli olanın hücre suyu olduğunu çok hızlı anlayacağız.

devam edecek…

Peter Ferreira

Leave a Comment