Tutku

In Taner Özdeş, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

passionİnsanoğlu duygusal bir varlık. Duygular insanı olumlu veya olumsuz etkileyebiliyor. Geçen gün bir arkadaşım yazılarımı nasıl bu kadar uzun ve akıcı yazdığımı sordu. Ben de içimden geliyor, dedim. Gerçekten yazmaya başladığımda hiç düşünmeden içimden geldiğince yazabiliyorum. Yapmam gereken konuyu seçmem ve o konu hakkında iki veya üç gün düşünmem, gözlemlemem. Yazmaya başladıktan sonra zaten kelimeler kendiliğinden dökülüyor.

Geçen gün eşimle George Benson’un Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’ndaki konserine gittik. Tam anlamı ile mükemmeldi. İnsan sevdiği bir işi, hem de yeteneği varsa yapdığı takdirde mükemmeli yakalayabiliyor. Burada tutku, istek, arzu, içinden gelen dayanılmaz yapma isteği insanın duygularını açığa çıkarıyor; bu da kişinin performansını çok olumlu etkiliyor, hatta büyüleyici hale getiriyor. Sanatçıların bazen öyle performanslarını görürsünüz ki kendilerini aşarlar, yeteneklerinin üzerilerine çıkarlar. Bu performansı bazen sporcularda da görmek mümkün. Bu performansı sürekli sergilemeniz zordur. Ama çaba, çalışma, istek ve arzu ile kişi performansını artırabilir.
Cumartesi günü tenis oynuyordum. Yandaki kortta tenis oynayan iki genç bayan gördüm. Tenisi çok iyi oynayamıyorlardı. Top karşılıklı gidiyordu, ama suratlarındaki ifade ilgimi çekti. O kadar keyif alıyorlardı ki, istekleri ve arzuları suratlarından okunuyordu. Böyle bir durumda şunu düşünürüm, insan bir şeyi gerçekten severek yapıyorsa başarmaması için tek sebebi yeteneksiz olması veya yeterince yetenekli olmamasıdır. Çok çalışarak başarabilirsiniz, ama mükemmel olamazsınız. Yetenek, tutku ile birleşince mucizeler doğabiliyor. Ertesi gün yine tenis oynamaya gittim. Bu iki genç bayan yine yandaki kortta aynı istekle koşturuyorlardı. Umarım tutkularını başarıya dönüştürmenin yollarını bulurlar. Bugün ülkemizden teniste dünya çapında bir sporcu yetişmiyor. Futbol ve basketbolda dünya çapında oyuncular yetişiyor. İnsanın başarısını etkileyen bir çok faktör mevcuttur. Dünya çabındaki bir çok sporcumuz maalesef ülkemizde yaşayarak bu başarıları yakalayamıyorlar. Sizce neden?
Disiplinin, beslenmenin, vizyonun, koç/antranörün, uygulanan çalışma programının ve rekabetçi ortamın kişinin gelişimi üzerinde etkisi vardır. Sizle rekabet eden kişiler ne kadar iyi olurlarsa sizin de o kadar kendinizi geliştirme imkanınız olur, hedeflerinizi o kadar yukarı çekersiniz. Bu iş hayatı içinde geçerlidir. Bu yazıyı Bodrum’dan Teras Su Oteli’ndan yazıyorum. Bu kalitede oteller bundan 20 yıl önce hayal bile edilemezdi. Biz Türkler kopyalamakta ve taklitte üstümüze ülke tanımayız. Bu şekilde başarılı bir işletme, restoran, otel, spor klübü, eğlence klübü diğer tüm benzeri kuruluşlar için hem standartı artırıyor, hem de vizyon oluşturuyor. Rekabet her zaman çok faydalıdır.
Ama insanın gelişimi biraz farklı. Kişi kendisini geliştirmeye, öğrenmeye ne kadar istekli olursa olsun tutku ve yetenek olmadan belli bir çizginin ötesine gidemiyor.
Benim üzüldüğüm nokta, yetenekli insanlar da yeteneklerine güvenmelerinden dolayı, daha az yetenekli insanlara göre daha az çaba sarf etmeleri, hatta tembel olmaları. Burada anne ve baba dışında çevremizde herkese büyük sorumluluk düşüyor.
Tutku bu noktada yetenekli insanlara yardım ediyor. Kişi yetenekten çok bir hayalin, bir amacın peşinden koşuyor. İnsan tutkusunun nasıl farkına mı varıyor? Bu konuda net birşey söylemek zor. Kendimden örnek verecek olursam, tenis oynamak, yeni insanlarla tanışmak, eğitim vermek, yazı yazmak bende bir tutku. Bu konuda hem öğrenmeye, hem de önceliklerimi bu konular için zaman ayırmaya çalışıyorum.
Bazen uykusuz geçen geceler, bazen hiç durmadan saatler süren çalışmalar, bu işin bedeli oluyor. Geçen gün bir şirketin davetlisi olarak Didim’e gittim. Normal şartlarda üç saat eğitim verecektim. Firmanın sahibi eğitimden çok keyif aldığını ve hayatında ilk defa eğitim almasına rağmen çok beğendiğini, o nedenle öğleden sonraki tüm toplantıları iptal ettiklerini, istediğim kadar eğitim verebileceğimi söyledi. Çok mutlu olmuştum. Bu motivasyonla hiç durmadan 6 saat eğitim verdim. Ben de çok keyif almıştım. Bu noktada rekabet, takdir, beğeni tutkunuzla birlikte sizin inanılmaz bir performans göstermenize neden olabilir.
Bu performansı herzaman göstermem mümkün mü, sanmam. Tüm bileşenlerin biraraya gelmesi lazım. Bu iş her an yapılabilir olsaydı; dünyanın en iyi tenisçisi hiç kaybetmez, Türkiye’nin en iyi futbol takımı lig sonuncusuna yenilmez, dünya rekorunu kıran kişiler bu rekorları her zaman kıramazdı. Ama bu mümkün değil. Fiziksel gücümüz dışında o andaki ruh halimiz, duygularımız ve zihinsel tutumumuz performansımızı etkil,yor. Eğitimden sonra o kadar yorulmuşum ki, iki gün kendime gelemedim. O anda yorgunluk hissetmemiştim, inanın o eğitimi birkaç saat de verebilirdim.
“Motivasyon konuşmacısı” olarak beni bazı şirket toplantılarına veya organizasyonlara davet ederler. Bu çok önemli bir sorumluluktur. Yüzlerce insanı motive etmeniz, eğlendirmeniz beklenir. Bu bir kaç saat içinde sizin oldukça yüksek bir enerjiye sahip olmanızı gerektirir. Bu yüksek enerjiye ulaşmak için ne mi yaparım?
Öncelikle yapacağım konuşma ile ilgili firma veya sektör konusunda bilgi toplarım. Konuyu iyice özümserim. Onlardan biri gibi olmaya, düşünmeye çalışırım. O firmadaki en iyilerle birayaya gelirim, onların enerjilerinden faydalanırım. Konu ile ilgili en az bir ay, konuşma kısa ise üç ay öncesinden sürekli o konu hakkında gözlem yaparım. O işle yatıp kalkarım. Hayatımın bir parçası olur. Sanırım aktör /aktiristler de rollerini mükemmel oynamak için aynısını yapıyorlardır. Bir rolü oynamak için saçlarını kazıtan, 30 kilo alan veya veren birçok aktör/aktiristin hikayesini okumuştum.
Bu bir tutkudur. Başarı tutkusu. Mükemmel olma tutkusu. İşinize saygı tutkusu; sürekli en iyi olmaya çalışmak, en iyiyi vermeyi hedeflemek, sürekli bu tutku ve arzu ile mesleğinizi yerine getirme isteği.
Yapacağım konuşmadan üç gün önce kendimi motive etmeye, enerjimi en yüksek noktaya getirmek için spor, beslenme, takviye vitamin almak dahil her şeyi yaparım. Konuşmanın yapıldığı gün erkenden kalkar, spor yapar, arkasından buhar veya sauna yaparak fizik ve kondisyonumu en iyi hale getiririm. O sabah mükemmel kahvaltı ederim.
Bir gece evvel dünyada örnek aldığım motivasyon konuşmacılarını dinler veya videolarını seyrederim. Zihinsel olarak kendimi hazırlarım.Tutkum zaten ruhumu harekete geçirir. İçim içime sığmaz, uzaya fırlatılacak bir uzay aracı gibi enerjimi içimde biriktiririm. Zihnimde bir tek negatif düşünce bırakmam, yapacağım işe odaklanırım. Bana bu fırsatı kim vermişse onu mutlu etmek için elimden gelenin en iyisini yaparım. Daha önce aynı şeyi yapmış bile olsam bir şeyler katmak için ilave kitap okur, araştırma yaparım. Amaç o gün en mükemmel performansı göstermek, insanları şaşırtmak ve büyülemektir. Bu içten gelen bir duygu, arzu ve istektir. O anda vücudunuz hiç bir şey hissetmez; tamamen kendinizi performansınıza verirsiniz. Tutkunuz işte bu noktada devreye girer. Paramı işi yapmadan çok önce almama rağmen bu beni demotive etmez. Her zaman en iyiyi verme tutkusu beni ateşler.
İnsanlar hep kendilerini birilerinin motive etmesini beklerler. Bence en doğru motivasyon içten gelen motivasyondur. Doğrusu da budur. Dışarıdan sürekli bir şeyler beklerseniz, hayal kırıklığına uğrarsınız.
Dünyada tutkusu olmayan insan yoktur, tutkusunu keşif etmemiş insan vardır. Ne yaparsanız yapın işinizi tutku ile yapın veya tutku duyacağınız bir işi yapın. Bugün 47 yaşına girmeme rağmen halen yataktan fırlayarak kalkabiliyorsam, 4-5 saat uyku ile çok iyi performans gösterebiliyorsam, gözümden sonsuz enerjimi görebiliyorsanız, bunun en önemli sebebi ne yaparsam yapayım, yaptığım işi tutku ile yapmamdır.
Günümüzün yoğun temposunda, teknolojinin her gün artan hızına, problemlere, sorunlara, çevremizdeki negatif düşünce ve eylemlere rağmen fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal dengede kalıp mutlu, başarılı olabilmemiz için tutkularımızın peşinden gitmeliyiz.
İçinizin sesini dinleyin, göreceksiniz tutkularınızı bulacaksınız. Tutkunuz var, yeteneğiniz yoksa, o zaman iyi düşünün. Yetenek ve tutku elele verince mükemmellik  ortaya çıkıyor.

Taner Özdeş

Leave a Comment