Hayal Ettiğiniz İşte Çalışmak İster misiniz?

In Taner Özdeş, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

Pazar sabahı evden çıktım. Gazete almak için yolda yürürken işini yapan insanları seyrederken, başarının bir şans mı yoksa çok çalışmak, amaç ve hedef odaklı olmak mı olduğunu düşündüm. Gazete bayisine uğradım, suratı asıktı. Hatta suratıma dahi bakmadı. Bana gülümsemedi, günaydın demedi. Paramı verdim, gazeteyi aldım ve çıktım. Bana böyle davranan kişi mahallemizin 30 senenin üzerinde iğneden ipliğe her şey bulunan bir dükkan sahibinin eşiydi. Tüm aile üyeleri müşterilerine böyle sürekli kötü davranıyorlardı. Nişantaşı’nın en merkezi yerinde neredeyse hergün gece gündüz çalışarak bu noktaya gelmişlerdi. İsteselerdi çok daha[viral-lock] iyi yerlere gelebilirledi. İnsanlara iyi davranmanın önemini birileri onlara anlatsaydı !

Yürürken, otopark görevlisini, çöpçüyü, yol üzerinde hizmet veren garsonları seyrettim. Çalışırken akıllarından neler geçiyordu?  Her gün aynı işi yapıyorlardı. Aynı yerleri siliyorlar, çöpleri topluyorlar, müşterilere ne yemek veya içmek istediklerini soruyorlardı. Bu rutin işlerini yaparken ben işimi nasıl daha iyi yapabilirim, müşterilerimi nasıl daha mutlu edebilirim veya otopark görevlisi park eden aracın sahibine nasıl daha güleryüzlü, yardımsever olabilirim diye mi düşünüyorlardı?
Daha önce okumuş olduğum bir dergide iki berbere işilerini yaparken ne düşündüklerini soruyorlardı. Biri iş bittikten sonra yapacaklarını, diğeri ise her makas vuruşunda hayal ettiği mükemmel esere bir adım daha yaklaştığını söylemiş.
İşim icabı zamanımın büyük kısmını otellerde, uçaklarda veya restoranlarda geçiririm. Müşteriyi dinlememekte ısrar eden çalışanları görünce hayrete düşerim. Özellikle iki kere söylememize rağmen yine umursamaz bir tavırla siparişlerimiz istemediğimiz şekilde önümüze geldiğinde, bu kişinin işini yaparken işten çok kafasında başka düşünceler olduğunu anlarız. Yine gittiğim bir cafede (harika ekmekleri, yemekleri, tatlı çeşitleri olan Nişantaşı Backhouse’dan bahsediyorum) başımdan geçen bir hikayeyi anlatayayım. Yine bir pazar sabahı tostumu -özellikle barbekü yerine sade istememe rağmen – garsonun inatla tostu barbekülü olarak getirdiğine şahit oldum. İnsanın pazar sabahı hemen keyfini kaçırıyorlar. Sonrasında kendi okumuş olduğum gazeteleri garsona diğer müşterilerin okuması için vermesini istedim ve bana da başka gazete varsa getirmesini rica ettim. Tamam dedi, ama giden gelen yok. Yine unutmuştu. Çünkü aklı başka yerde idi !
Çok çok iyi adlı Zig Zagler’in “Çok Çok İyi Hayat ” kitabında yazarın başından geçen hikaye daha da çarpıcı : “Birkaç yıl önce karım, oğlum ve ben Dallas’ta bir restoranda yemek yiyorduk. Garson geldi, baştan savarcasına bardaklarımıza su doldurdu, bardakların içindeki buzlar masanın üzerine saçıldı. Ona, “ İşini sevmiyorsun herhalde?” dedim. “Hayır, sevmiyorum” diye yanıt verdi.”Senin için çok fazla endişelenmiyorum,”dedim.”Bu işe çok uzun süre katlanmak zorunda kalacağını sanmam.” Su koymayı bıraktı ve, “Neden?” diye sordu. “ Evlat,”dedim,”bu işletmenin seninki gibi bir tutuma sahip olan birisini çalıştırmaya gücü yetmez; çalışmana izin vermeleri için onlara para ödesen bile bunu yapamazlar.”
Geçen gün her zaman gittiğim Starbucks’ta çalışan bir görevli bana niye bu kadar çok çalıştığımı sordu. “Taner bey niye dinlenmiyorsunuz, hep koşturuyorsunuz!” dedi. Aslında bu soruya çok sık rastlarım. Niye dinlenmiyorsun, niye sürekli çalışıyorsun? Cevabım genelde aynıdır. Çalışmaktan keyif alıyorum. İnsanların düşündüğü gibi de dinlenmiyor veya sürekli çalışıyor da değilim. Haftada 5 gün düzenli spor yapıyorum, iki haftada bir masaj oluyorum. Üç ayda bir kısa da olsa dinlendirici bir kaçamak yapıyorum.
Aileme ve arkadaşlarıma çok düşkünümdür. Belki benden beklenen ve yapmadığım 8 saat uyumak, TV seyretmek, saatlerce maç veya politika konuşmak, amaçsız saatlerce süren sohbetlerle zaman geçirmek konusunda diğer insanlardan farklı olduğumu düşünüyorum. Bu benim seçimim, temelde mutlu ve huzurluyum.
Kendimi dinlerim ve gerektiğinde diğer insanlar gibi dinlenirim. Starbucks’da konuştuğum bayan bana “ Taner bey, ne kadar şanslısınız , sizin gibi çok az insanın sevdiği işte çalışma şansı oluyor “dedi. Ben de kendisine katılmadığımı söyledim.”
Başarı, yetenek konusunda birçok araştırma ve kitap okuyorum ve gözlemliyorum. Bugün hepimizin önüne birçok fırsat, seçenek veya engeller çıkıyor. Bunları lehimize çevirmek elimizde. Bunun için kendimize güvenmek, cesaret (risk almak), gerektiğinde fedakarca çok çalışmak veya istemediğimiz işleri bir süre yapmak olabilir. İki oğlumu da en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyorum. Tüm arkadaşları oynayıp gezerken ikisi de beni kırmayarak 15 yaşından beri her yaz en az 6 hafta çalışıyorlar. Oğlumun garson olarak arkadaşlarına hizmet edecek kadar alçakgönüllü olması onun ileriki hayatında başarısına çok katkısı olacaktır.
Önemli olan iş yapmak değil, verilen işi en iyi şekilde yapabilmektir. Geçen gün okuduğum kitapta şöyle yazıyor : “Elinden geleni yapmak başarı değildir, elinden geleni değil gerekeni yapmak başarıdır.”
Bugün ne iş yaparsanız yapın, hangi seviyede olursanız olun, sizinde hayatta başarılı olma, istediğiniz bir işte çalışma şansınız olabilir. Nasıl mı? Öncelikle yaptığınız işi sevmeye çalışarak.
Öncelikle hangi işte çalışıyor olursanız olun, yaptığınız işi gerektiği gibi, hatta gerektiğinden daha mükemmel ve yaratıcı yapın. Üstlerinize öneriler getirin. Bu konuda okuyucularımdan Semra Aras’dan gelen bir başarı hikayesini sizlerle paylaşmak isterim:
“En son bir pastanede satış elamanı olarak çalışıyordum. Gündüz akşam  sekize kadar ben, sekizden gece onikiye kadar eşim bakıyordu. Nezaket ve dürüstlükten herkes bu pastaneye geliyordu.Yaşlı, genç, çocuk herkesin seviyesine inerek saygı çerçevesinde o kadar çok satışım oluyordu ki patronum bile şaşırıyordu; hatta patronum fevri hareketleri sözleri olan biriydi, onu bile hizaya getirdiğimi düşüyorum. “Günaydın”, “Merhaba” demesini bilmeyen kabadayı bir biçimde selamsız içeri giren biriydi. Dinleme saygısı olmayan biriydi. Ben de bir kağıda prensiplerimi yazdım. Bu prensiplerim uygulanmazsa burada çalışsam bile ne size ne kendime verimli olamayacağımı, bunları yüzüne söylesem beni dinlemeyeceğini, ya da kale almayacağını yazdım ve kendisine okudum. Yazdıklarım şunlardı :” İçeriye girerken selam verip ya “günaydın” ya da “kolay gelsin”, çıkarkende “hayırlı işler” demek, müşterinin yanında bağırarak konuşmamak gibi. Kendisi de inanamadı. Kendisi de haftada iki kere dondurma yapardı, bu sayede beni akşama kadar izliyordu. Beni yakında tanıyınca başladı.”Abla ne olur sen bu işimden hiç çıkma” diye söylenmeye.
Dondurma almaya gelen çocuklara hitabım daha özeldi. Onlara değer vererek “hangisinden istersin” diye gönlüne hitab ederek konuşurdum. 8 çeşit dondurma vardı. “İstersen karışık vereyim” derdim .. Tabii elli kuruşluk dondurmayı külaha taksim etmek epey zaman alıyordu Çocuğun kızmasına fırsat kalmadan şimdi sıra çilekli de şimdi sıra kakaolu şimdi sıra limonlu da diye sabırsızlanmadan böyle yapmakla satışımı çoğalttığımı fark etmemiştim.
Meğerse çocuklar gençler annelerine ”……pastanesine” gidelim diyorlarmış Anamur’da sıcak bir yerde oturduğum için beldelerine bile kilo kilo dondurma satıyordum . Abla verdiğin dondurma hiç erimedi. Yazlıkçılar bile 60 km uzaklığa götürüyorlardı. En önemlisi, müşteriye değer verme idi, müşteri olarak değilde, insan olarak gördüğüm için paketleme güzel, güleryüz var, severek işi yapmak var, bunların tamamı satışı artırıyor. Burada sevgi var diye müşteri artıyor. Benimde en çok önem verdiğim şey – insana hitabtır- selam vermektir- öfkelenen kişiye bile adabımı bozmadan gerekeni söylemektir.”
Diyeceksiniz ki bu işlerde nasıl yaratıcı olabilirim, işime ne katabilirim. Hiç bir şey yapmasanız gülümseyebilirsiniz, müşterilere nazik ve ilgili davranabilirsiniz. Müşterinin elini candan sıkabilirsiniz. Çöpü toplarken bile yoldan geçen ve size bakan insanlara iyi günler, merhaba, günaydın diyebilirsiniz. Bir garson iseniz, müşteriye (sürekli müşteri ise) Taner Bey, günaydın. İyi günler diyerek içten bir gülümseme ile karşılayabilirsiniz. Bir otopark görevlisi iseniz, müşteri sürekli yer bulmakta zorluk çekiyorsa cep telefonunuzu vererek, sizi gelmeden önce arıyarak yer konusunda sıkıntı çekmemesini sağlayabilirsiniz.
Bunları yaparsam nasıl istediğim işte çalışabilirim diye sorabilirsiniz. Bu hizmet verdiğiniz insanlar hepsi mevki sahibi insanlar, onların çevresi, dostları var. İşinizi mükemmel yaparak onların ilgisini çekebilir, sizi başkalarına tavsiye etmelerini sağlayabilirsiniz. İşinizi o kadar iyi yaparsınız ki, sizi o restoranın, o belediyenin üst düzey yönetecilerine övebilirler. Kısacası işinizi iyi yaparak birçok insanın ilgisini çekebilirsiniz.
İkinci önemli konu hayattaki amaç ve hedeflerinizi belirlemek. Bu hedefleri belirlerken en tutku duyduğunuz iş neyse, onu bulmaya çalışmak ve o yönde eksikliklerinizi tamamlamanız gerekir. ilearningglobal.tv işini Türkiye’de kurmaya çalıştığımızda ne kadar az insanın, öğrencinin İngilizce bilmediğini öğrenince gerçekten çok şaşırdım. Bugün global dünyada en az bir dil olmadan kariyer yapma şansınız yok.
Annem 66 yaşında ve belediyenin çok cüzi ücretlere (100 TL) verdiği bilgisayar ve ingilizce kurslarına giderek belli seviyeye geldi. 66 yaşında bir kişi yapabiliyorsa, bunu siz de yapabilirsiniz. Bunun para ile ilgisi kesinlikle yok. Zamanım ve param yok kadar saçma bir bahane ile lütfen kendinizi kandırmayın.
Antalya’da yaşayan ODTÜ ve Boğaziçi gibi okullarda burs ile okuyan Barış Can’ın en büyük hayali Amerika’da okumaktı. Barış Can, 1000 kişiye yazmasına rağmen (bunlar arasında ünlü iş adamları, Ticaret odaları, Mezunlar dernekleri) uçak biletini bulamadığı için tam pes edecekken, sitemdeki mail adresime bu dileğini yazıyor. Kendisini tanımamama rağmen çevremdeki insanların bana sonsuz inançları ile uçak parasını 1 haftada topladık. Barış Can şimdi Amerika’da. Barış Can beni tanımıyordu. Aslında bu paranın sadece onda birini ben karşıladım.Bu parayı veren kişileri Barış tanımıyordu. Ama beni ikna etti. Bende diğer bu konuda inancı olan insanları ikna ettim. Demek ki burada param yok doğru bir bahane değil. Hep derim para her zaman bulunabilir; bir hayal, bir tutku, bir hedef bulmak zordur.
Geçenlerde başka bir arkadaşım kuracağı bir iş için paraya ihtiyacı olduğunu söyledi. Ben de kendisine yardımcı olabileceğimi söyledim. Ayrıca beim gibi 6 kişi bulursa bankadan borçlanmadan para bulabileceğini söyledim. Bir hayali vardı, bu hayale ulaşmasında para bulmak bana göre en kolay halledilir bir konuydu.
İnsanlar sürekli şikayet ederek, sorumluluk konusunda kendilerinden başka herkesi suçlayarak kendileri ile yüzleşmekten kaçarlar. İnsanın esinlendiği, tutku duyacağı bir hedefi, amacı varsa ne yaparsa yapsın, ne kadar fakir ve çevresi olmasa da işini çok çok iyi yaparak, hizmet ettiği insanlara nazik, ilgili, samimi ilişki kurduğu sürece hayatta istediği noktaya ve istediği işe ulaşacaktır.
Kendinize şunu sorun beni hangi iş en çok mutlu eder, hangi yeteneklerim var ve bu yeteneklerimi hangi işte en iyi şekilde sergileyebilirim. İşin mahiyeti çok önemli değil ne yaparsanız yapın eğer keyif alıyorsanız, her gün işinize koşarak ve isteyerek gidiyorsanız, hayatta bu işi yaparak istediğiniz şeylere kavuşabiliyorsanız bu iş sizin istediğiniz iştir.
Bu konuda yardıma ihtiyacınız varsa öncelikle sizi seven insanlara danışıp bir yerlerden başlayabilirsiniz.
Time dergisi tarafından Dünyanın en Etkili 100 İnsanı’ndan biri seçilen Malcolm Gladwell “Outliers” kitabınd şöyle diyor : “Dünyada hangi konuda olursa olsun 10,000 saatin altında çalışmış deha olmuş birine bilim adamları şu ana kadar rastlamamıştır. Buna istisna olarak sadece dünyanın gelmiş geçmiş en büyük satranç oyuncusu Bobby Fisher vardır. O da dokuz yılda gelebilmiş o noktaya. Sıkı çalıştığımızda, sebat ettiğimizde, farklı yollar önerdiğimizde, enerjimizi ve heyecanımızı olaya kattığımızda büyük şeylerin imkan dahilindedir.”
Hayatta başarılı olmanın para ile ilgisi yoktur. Ama hayatta başarısızlığın ve isteksizliğin sebebi çok paraya sahip olmak olabilir !
Sevgilerimle,[/viral-lock]
Taner Özdeş

Leave a Comment