Kişisel Marka Nasıl Olunur?

In Taner Özdeş, Yazarlar Klubü by Cumhur DursunLeave a Comment

marka1İnsanın kontrol edebileceği tek güç kendisidir . Kendisi derken – düşüncesi,tutumu, bakış açısı, yaşam tarzı, hayat felsefesi, değerleri, yargıları, tepkileri, sorgulamaları. Bu gücü ne kadar doğru kullanırsak hayatta o kadar başarılı olur, doyumlu, mutlu ve huzurlu  yaşarız.

Ajda Pekkan, Müjde Ar, Serdar Ortaç, Hülya Avşar, Gülben Ergen, Tarkan, İbrahim Tatlıses, Beyaz, Cem Yılmaz, Fatih Terim bunlar birer markadır. Marka olmanız demek mükemmelsiniz demek değildir! Sizin belli bir kesimi temsil etmenizdir. Temsil ettiğiniz kişilerin sizi karizmatik, farklı, başarılı bulduklarının teyididir. Marka olmak süreklilik gerektirir. Süreklilik çaba gerektirir. Hülya Avşar’ın “Meşgul et , meşgul ol!“ söyleyişi bunu çok güzel bir şekilde ifade eder.

Şu anda Etiler’deki All Sports Cafe‘den bu yazımı yazıyorum. Burası kendi konusunda bir markadır. 14 yıl önce ülkemizde Cafe kültürü -Starbucks, Gloria Jeans, Kahve Dünyaları ülkemizde yokken- bir karı koca bu işi kurmuşlar: Zehra Aktay, Robert Kolej mezunu, ve kayınbiraderi Metin Aktay. Aydın Aktay ise Zehra’nın eşi benim de bankacılık sektöründen bir müşterim. Konseptleri güzel bir ortamda dostlarınızla kahve içerek ve hafif yemek yiyerek hoşça vakit geçirmek. 15 yıldır çizgilerini hiç bozmadılar. Kaliteden taviz vermediler. Müşteri profilleri seçkin insanlar, hayat tarzı aynı olan, aynı kültür ve çevreden gelen insanlar. Buraya gelmemin en önemli sebebi atmosferi, kahveleri, güzel seçkin mutfağı, mükemmel ve sıcak hizmeti ve tabii ki hoş müziği. İstanbul’un en yoğun yerinde ağaçlar arasında kozmik bir enerji deposu. Bugün bazı insanlar sabah, öğle ve akşam bu mekanlara gidiyorlar. Evlerinde yemek bile yemiyorlar. Yani buraları bazı insanlar için bir ev. All Sports Cafe web sitesinde şöyle diyor : “UNUTMAYIN, GÖNÜL NE KAHVE İSTER NE KAHVEHANE, GÖNÜL SOHBET İSTER KAHVE BAHANE”.

Kişisel marka yaratmak bir cafe, restorandan farklı değildir. Öncelikle içini doldurmanız lazım. Amacınız nedir? Hedef kitleniz nedir? Prensipleriniz, değerleriniz nedir? İnsanların sizden nasıl bahsetmelerini istersiniz. Vizyonunuz nedir? Bunları belirledikten sonra tutarlı olmak, yaptığınız işe uygun imajınızı yaratmak ve sürekli gelişim . Bitmek bilmeyen bir gelişim. Bunu sağlayacak olan para değilidir. Ne istediğiniz, hedefiniz ve amacınızdır. Marka olmak demek insanlar tarafından ulaşılabilir, görünür olmak demektir.

Ufak yaşlardan itibaren insanları seven, aşırı sosyal, dışa dönük, insanların iyi yanlarını gören, ne olursa olsun şaka kaldıran ve kafasına hiç bir şeyi takmayan bir karakterim vardır.  En büyük felsefem; insanları sevmek, onlara karşılıksız yardımcı olmak ve iyilik etmektir. Bunun en büyük nedeni insanlara yardım ettiğinizde kendinizi değerli ve iyi hissetmenizdir ( Jeffrey Gitamor buna sağlıklı bencillik diyor- başkalarına yardım ederken aslında kendinize de iyilik yapıyorsunuz diyor- bir bakış açısı!). Sosyal ağlar ve bağlantıların insanın hem sosyal hem de iş hayatında ne kadar önemli olduğunu ufak yaşlardan keşfetmem bana bir çok kapı açtı.

Nasıl sosyal oluruz? Sosyal olmak demek kendimizden farklı insanlarla tanışmak, zaman geçirebilmek ve onların networkuna ( sosyal ağlarına) dahil olmak demektir. Herkes ile kısa zamanda diyalog kurabilmek, kendinizi hiç tanımadığınız insanlara kendinizden emin olarak tanıtabilmektir.  Sosyal olmak demek; işten eve gitmeyi unutmanız demektir. Ben 23 senedir evli olmama rağmen işten eve direkt gittiğim çok nadirdir. Ya spora giderim, ya bir etkinliğe, ya bir toplantıya yadakültürel bir faaliyete. Hayatta başarı bir bedel ödemektir.

Bu bedeli maalesef benim dışımda eşim ve çocuklarıma da ödetmek zorundaydım. Beni bu konuda destekledikleri için öncelikle eşime ve çocuklarıma minnetarım. Özellikle çocuklarım beni ufak yaşlardan beri gözlemleyerek sosyal olmanın önemini anlamışlardır. Onlar da babaları gibi erken yaşlarda kendilerine mükemmel bir çevre oluşturdular. Sosyal olmalarını gururla izliyorum.

Kişisel marka olmak sadece sosyal olmak ile de olmuyor. Sosyal olmak bunun bir parçası. Önemli olan sizin bir değer oluşturmanız. Marka olmak demek diğer kişilerden farklı olmak demektir. Örneğin bir spor (kültürel) dalında başarılı olmanızı da  gerektirir. Ben küçük yaşlardan beri babamdan dolayı spor tutkusu ile büyüdüm. 12 yaşına kadar düzenli yüzdüm. Daha sonra kayak, atletizm, basketbol vb bir çok spor denedim. Sonrasında şu anda düzenli yaptığım tenisin en çok sevdiğim spor olduğuna karar verdim. 13 yaşından beri düzenli haftada en az iki kere tenis oynarım. Veteran tenisçiler arasındaki turnuvalara düzenli katılırım. Türkiye’de kendi kategorimde ilk 30-40 tenişçinin arasına her zaman girmişimdir. Tenis vasıtasıyla kendime geniş bir çevre edindim. Bu çevre benim için oldukça yeniydi. Tenis oynamasaydım bu kişilerle tanışma imkanım olmayacaktı. Kış tatillerinde düzenli kayak yaparım. Kayak da tenis gibi size yeni insanlarla tanışma imkanı verir. Spor konusunda en büyük sosyal ağımı Hillside sayesinde yaptım. Hillside yazılarımda bahsettiğim gibi bir spor klübü değil bir yaşam tarzıdır. Hillside’a haftada iki veya üç kere düzenli giderim. Bunun dışında bir çok başka spor klübüne de giderim. Spor günümüzde yeni neslin hayat tarzı olmuştur.

Sosyal olmak, düzenli spor yapmak bunlar sizi tek başına marka yapmaz. İçini doldurmanız lazım. Bir konuda uzmanlaşmanız lazım. Mehmet Öz örneğin sağlık konusunda uzmanlığı ile marka olmuştur. Uzmanlığı dışında sosyal kişiliği, medyatik olması markalaşma süreceni hızlandırmıştır. İnsanların peşinizden sürükleyebileceğiniz bir konu bulmanız ve başarılı olmanız gerektirir.

İş hayatınızda başarılı olmadan sadece sosyal bir kişilikle başarılı olamazsanız. İş hayatınızda ve aile hayatınızda başarı sizi daha yukarılara taşır.

Kendi sektörünüzde de güvenilir, tanınan bir profil oluşturmanız lazım. Basına ve medyaya her zaman yakın olmak, iyi ilişkiler geliştirmek, alçakgönüllü olmak isminizin hızla yayılmasına sebep olacaktır. Ben kendime iki konu seçtim : “satış” ve “insan psikolojisi”. Bu iki konuda da sürekli kendimi geliştirip, bilgimi ve tecrübemi paylaşmaya çalışıyorum. “Satışın 10 Altın Kuralı” kitabımda, ne biliyorsam her şeyi en açık ve samimi şekilde okuyucularımla paylaştım. Bu konularda kendimi geliştirmek için haftada en az 12-16 saat bu konudaki araştırma, kitap ve gözlemleri okumaya, bu konuda uzman kişilerle sohbet ederek öğrenmeye çalışıyorum.

İş hayatının dışında derneklere ( iş ve sosyal) üye olmanız da marka olmanıza fayda sağlayacaktır. Gyiad, Tüsiad, Propeller, Jaycees, Tügiad, Rotary, Lions vb derneklere üye olmanız, aktif görevler ve sorumluluklar üstlenmeniz, marka olmanız yolunda size kapılar açacak, sosyal ağınızı, bağlantılarınızı genişletecektir.

Son on yıldır bir çok dernekte aktif sorumluluk alma dışında, üniversitelerden gelen tekliflerin hiç birini reddetmedim. Rotary, Jaycees ve belli başlı üniversitelerde bir karşılık beklemeden bilgimi paylaştım. Bir çok gazete, TV/radyo kanalının röportaj/söyleşi taleplerini en yoğun zamanımda bile kabul ettim. Her gelen teklife öncelikle evet deyip, sonra yapmanın yollarını araştırdım. Risk almak ve kendinize güvenmek marka yolunda sahip olmanız gereken iki önemli özelliktir.

Zaman teknoloji ve Internet çağı. İsminizi yaymak ve bilginizi paylaşmak için her başarılı mutlaka bir web sitenizin veya bloğunuzun olması gerekir. Bunu yazacağınız kitap, dergi, gazete ve online haber portallarında makale/köşe yazılarınızla desteklemeniz sizi tanımayan kişilere ulaşmanız için çok başarılı ve ekonomik bir yöntem olacaktır. Bunun dışında sosyal ağ sitelerine üye olmanızı da öneririm. İş için tavsiyem “Linkedin” , sosyal için “Facebook”tur. Bu siteler vasıtasıyla istediğiniz birçok kişiye ulaşabilirsiniz.

Sosyal sorumluluk projelerinde yer almak, gönüllü olarak faaliyetlere katılmak kişiliğinizi zengilleştirir, sizi yüceltir. İstanbul’da gönüllü olarak 200 Emniyet mensubuna Duygusal Zeka konusunda eğitim verdim. Türkiye’de satış ve duygusal zeka konularında 10,000 kişinin üzerinde kişiye eğitim ve seminer verdim. Yakın zamanda arkadaşlarımızla gerçekleştirdiğimiz Hatay’daki ilkokul yapımı projesinde yer aldım. Türkiye’nin dışa tanıtımına katkısı olacağına inandığım Türkiye Jaycees Genç Müteşebisler derneğinin 2002 Avrupa konferansı için beş sene gönüllü çalıştım. Bu, beş sene boyunca bu organizyon için tüm yıllık izinlerinizi kullanmanız, işiniz kadar veya daha çok zaman ve çaba harcamanız anlamına geliyor.

Eminim şu soruyu bana sormak istiyorsunuz: “Taner bey, bu kadar şeyi yapacak zamanı nereden buluyorsunuz?” Başarılı mı olmak istiyorsunuz, zamanınızı çok iyi değerlendirin. Zamanı doğru ve planlı kullanabilmek başarının en önemli unsurudur . Az uyuyun, az televizyon seyredin. Her zaman yanınızda okuyacak bir kitap veya dergi olsun.

Yazacak daha o kadar çok şey var ki.. Bu anlatıklarımı yaparak her normal insan bir markaya dönüşebilir.

Benim tavsiyem, öncelikle doğru insan olun, kendinize karşı dürüst olun, kendinizi sevin ve takdir edin. Dünyada en değerli kişi sizsiniz. Dış dünyaya kendinizi marka olarak tanıtmadan önce kendinizi olduğu gibi kabul edin. Samimiyet, içtenlik, doğallık, tutarlılık ve sevgi dolu olmak marka olmak isteyen kişi için olmazsa olmazlardır. İş ve sosyal hayatınızda önceliğiniz çalışmak kadar eğlenmek ve hayattan keyif almak olsun.

Albert Einstein şöyle demiş; A= Hayatta başarılı olmak diyelim

O zaman A= x+y+z

X= çalışmak; y= eğlenmek; z=susmak

Allsports Cafe’nin web sitesindeki sözleriyle yazımı bitirmek istiyorum, bu bir firmanın marka olarak kalabilmek için pazara verdiği bir taahhütdür.

“Nerelerden geldiğimizi ve nerelere gitmeyi arzuladığımızı biliyoruz ve bu doğrultuda elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz; yeter ki sizlerin de, bizlerin de sıhhatleri ve neşeleri yerinde olsun.”

Siz de marka mı olmak istiyorsunuz, bana her zaman yazabilirsiniz.

taner@tanerozdes.com

Marka olma yolunuzda sizlere başarılar dilerim..

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

Leave a Comment